Topkapı Sarayı Hz Alinin Kılıcı

abdin azad bir emiri gitti hz ali imam ali ki Topkapı Sarayı Hz Alinin Kılıcı Kutsal Emanetler Kılıçlar Hz Alının Kılıcı rüyada hz aliyi görmek topkapı sarayı hz alinin kı..

Rüyada Hz. İmam Ali’yi As Görmek İçin Dua

elahu’s-Sail’de rivayet edilmiştir ki; “Kim rüyada Müminlerin Emiri İmam Ali’yi (a.s) görme şerefine nail olmak isterse, uyumadan önce şöyle söylesin:

اَللهُمَّ اِنّي اَسْئَلُكَ يا مَنْ لَهُ لُطْفٌ خَفِىٌّ وَ اَياديهِ باسِطَةٌ لا تَنْقَضي اَسْئَلُكَ بِلُطْفِكَ الْخَفِىِّ الَّذي ما لَطُفْتَ بِهِ لِعَبْدٍ الاّ كُفِىَ أنْ تُرِيَني مَوْلاىَ عَلِىَّ ابْنَ اَبي طالِبٍ عَلَيْهِ السَّلامُ في مَنامي

Allâhumme innî es’eluke yâ men lehu lutfun hafiyy, ve eyâdîhi bâsitatun lâ tenqazî es’eluke bi-lutfikel hafiyyillezî mâ letufte bihi li’abdin illâ illâ kufiye en turiyenî mevlâye aliyyebne ebî tâlibin aleyhisselâmu fî menâmî.

Zeyd Bin Harise’yi Azad Etmesi Ve Hz.ali’yi Yanına Alması

Zeyd Bin Harise’yi Azad Etmesi ve Hz.Ali’yi Yanına Alması

Zeyd b. Harise, Kelb Kabîlesne mensuptu. Henüz sekiz yaşlarında küçük bir çocuk iken, annesiyle beraber gittiği akrabalarının yanında, bir başka kabilenin baskını sırasında esir alınmıştı. Esirler pazarından da, Hz. Hatice’nin yeğeni Hâkim b. Hizan tarafından 400 dirheme satın alınıp Mekke’ye getirilmişti.128 Hz. Hatice, Zeyd’i yeğeninden almış ve evinde barındırıyordu.
Bu sırada Efendimiz, Hz. Hatice’yle evli bulunuyordu.
Resûli Ekrem, bu küçük çocuğu sevmişti. Bu sebeple, Hz. Hatice’den onu kendisine bağışlamasını istedi. Muhterem zevceleri, Peygamberimizin bu arzusunu yerine getirdi.
Nebîyyi Ekrem Efendimiz, onu alır almaz âzad etti.129 Her zaman hürriyeti benimseyen ve seven bir büyük insandı o… Her yaşında, insanlara, onların vazgeçilmez hak ve hürriyetlerine son derece hürmetkar ve riayetkardı. Fânî hayatının son ânına kadar bu eşsiz ulvî duygusu ve hasleti her zaman kemâl derecesinde tecellî edecektir!
Zeyd, belirttiğimiz gibi, henüz küçük bir çocuktu.
Ebeveyni, onun nereye götürüldüğünü, kime satıldığını bilmiyordu. Harise Ailesi, çocukları için her gün gözyaşı döküyordu.
Babası Harise, evde duramaz olmuştu. Diyar diyar dolaşıyor, sormadık kabile ve uğramadık yurt bırakmıyordu. Biricik oğlu Zeyd için şiirler söylene söylene geziyordu.
Küçük Zeyd ise, sanki anne babasını unutuvermişti. Mes’ud ailenin saadeti onun da yüksek ruhunu olanca gücüyle sarmış ve âdeta onun ayrılmaz bir parçası hâline gelmişti. Rahatı yerindeydi, Kâinatın Efendisiyle kaynaşmıştı. Onun şefkatli kanatları arasında mes’uddu, sevinçli ve huzurlu idi.
Zeyd’in Yeri Tesbit Edildi!
Günün birinde Kelb Kabilesinden birkaç kişi, Kabe’yi ziyarete geldi. Bu arada, Zeyd’i gördüler ve kendisiyle sohbet edince de tanıdılar.
Babasının, annesinin durmadan kendisi için gözyaşı döktüklerini, hasretiyle yanıp tutuştuklarını Zeyd’e anlattılar.
Fakat Zeyd, gayet sakin ve rahat idi. Anne şefkati ve baba sevgisinden daha ulvî ve kutsî şeylere mazhar olmanın gönül rahatlığı içinde, onlara cevabı şu oldu:
“Annemin babamın benim için gözyaşı döktüklerini biliyorum. Sâdece, sizden, şu söyleyeceklerimin onlara ulaştırılmasını istiyorum:
‘”Ben, her ne kadar uzaklarda bulunuyor isem de, kavmimle haber gönderdim ki, hacc merasimi yapılan belli yerler yanındaki Beytullah’ta oturuyor, hizmet ediyorum. Artık, aradığınızı elde etmek için son gücünüzü harcamaktan, uzun uzun yollar katetmekten, develeri yeryüzünde koşturup durmaktan vazgeçin! Allah’a hamdederim ki, ben şimdi, öyle hayırlı, öyle şerefli bir aile içinde bulunuyorum ki, Maad’ın sulbünden—uludan uluya geçerek gelmiş olan—en şerefliler, bu ailedendir!””30
Bu haberi alan Harise, kardeşi Kâ’b’la birlikte yanına fazla miktarda akçe de alarak Zeyd’i kurtarmak için derhâl Mekke’ye geldi. Sorup soruşturup Resûli Ekrem Efendimizi buldu ve, “Ey Kureyş Kavminin Efendisi, efendisinin oğlu!.. Siz, Harem halkı ve Haremi Şerifin komşususunuz! Beytullah’ın yanında esirlerin esaret bağlarını çözer ve karınlarını doyurursunuz!” diye konuştuktan sonra, asıl maksadını şöyle arzetti:
“Yanında bulunan oğlumuz için sana geldik. Sen bizi memnun ve razı edecek bir fıdyei necat iste; biz sana onu verelim, oğlumuzu serbest bırak!”
Nebîyyi Ekrem, “Oğlunuz kimdir?” diye sordu. “Zeyd b. Harise…” dediler.
Peygamberimiz, “Bundan başka bir istediğiniz var mı?” dedi.
Onlar, “Hayır, başka isteğimiz yok.” cevabını verdiler.
Bunun üzerine, Resûli Kibriya Efendimiz, “Zeyd’i çağırın! Dilediğini yapmakta serbest bırakın! Eğer, sizi tercih ederse fıdyei necat almaksızın, o sizindir, alın götürün; yok, eğer beni tercih ederse, vallahi, ben, beni tercih edene, kimseyi tercih etmem!”13′ diye konuştu.
Harise ve kardeşi, Efendimizin bu konuşmasından memnun oldular ve, “Sen,” dediler, “bize karşı çok insaflı davrandın!”
Huzura gelen Zeyd’e Efendimiz, “Şunları tanıyor musun?” diye sordu.
Zeyd, “Evet, tanıyorum.” dedi.
Peygamberimiz tekrar, “Kimdir onlar?..” dedi.
Zeyd, “Bu babamdır, şu da amcamdır.” cevabını verdi.
Bundan sonra Peygamber Efendimiz, Zeyd’e, “Sen, benim kim olduğumu öğrendin. Sana olan şefkat ve sevgimi de gördün. O hâlde ya beni tercih et, yanımda kal; ya onları tercih et, git.” diyerek, onu tercihinde serbest bıraktı.
Zeyd’in cevabı şu oldu:
“Ben, hiçbir kimseyi, sana tercih etmem! Sen, benim için anne ve baba makamındasin!”
Oğlunun bu cevabı karşısında şaşıran ve sarsılan baba Harise, hiddetle, “Yazıklar olsun sana!..” dedi, “Demek ki, sen köleliği, hürriyete, anne babana, amcana ve ev halkına tercih ediyorsun!”
Fakat, Zeyd, babasıyla aynı kanaatte değildi. “Babacığım!..” dedi, “Ben, bu zâttan öyle şeyler gördüm ki, kendisine hiçbir zaman bir kimseyi tercih edemem!”132
Küçük Zeyd, böylece, Resûli Ekrem Efendimize olan sadâkat ve bağlılığını ispatlamıştı. Kader, ona nurlu ve parlak bir istikbâl hazırlıyordu. Bu hâli, onun ilk müjdesiydi.
Efendimizin, Zeyd ‘i Evlâd Edinmesi!
Peygamber Efendimiz, Zeyd’e, bu eşsiz bağlılığın mükâfatını vermede gecikmedi. Hemen elinden tutarak, onu Kureyş’in oturduğu Hıcır mahalline götürdü ve halka şöyle hitab etti:
“Ey hazır bulunanlar!.. Şâhid olunuz ki, bundan böyle Zeyd, benim oğlumdur. Ben, ona vârisim, o da bana vâristir.”
Mekkeliler, birini evlâd edinmek istedikleri zaman böyle yaparlardı. Efendimiz de onların bu âdetlerine uyarak, Zeyd’i böylece kendisine evlâd edinmiş oldu.
Peygamber Efendimizin bu güzel davranışı, şaşkın ve dalgın duran Harise’nin mahzun gönlünde sevinç rüzgârı estirdi: Demek ki, oğlu emin bir elde bulunuyordu!
Gönül huzuru içinde Harise, oğlunu Kâinatın Efendisinin yanında bırakarak yurduna döndü.1″

Bundan sonra, Mekke’de herkes Zeyd’i, “Muhammed’in oğlu Zeyd…” diye çağırmaya başladı.
Efendimiz, peygamberlik vazifesiyle memur edilip vahiy gelmeye başlayınca, evlâdlıkların kendi öz babalarının adlarıyla çağrılmaları emredildi.134 Bunun üzerine Hz. Zeyd, babasının ismiyle, “Harise oğlu Zeyd.” diye çağrıldı.
Bu konuda âyeti kerîmede meâlen şöyle buyurulur:
“Evlâdları, babalarına nisbet ederek çağırın! Allah katında, bu, daha doğrudur. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar dinde kardeşleriniz ve dostlarınızdırlar (Kendilerini “Kardeşim” veya “Dostum” diye çağırın.)”135
Hz. Ömer’in oğlu Abdullah (r.a.), bu hususu şöyle ifade etmiştir:
“Biz, ‘Evlâdları babalarının adıyla çağırın.’ âyeti ininceye kadar Zeyd’i ‘Harise oğlu Zeyd’ diye değil, ‘Muhammed oğlu Zeyd’ diye çağırırdık.”116
Ayrıca, bu âyetle, evlâdlıkların, evlâd edinen kimseye vâris olması hükmü de ortadan kaldırıldı.
Hz. Zeyd, Efendimize peygamberlik vazifesi verildikten sonra, Hz. Hatice ve Hz. Ali’yi müteakip derhâl İslâm’ın sînesine koşacak ve “üçüncü Müslüman” olma şerefine erecektir.
Resûli Kibriya Efendimiz, Hz. Zeyd’i fazlasıyla severdi. Zaman zaman kendisine, “Ey Zeyd!.. Sen, kardeşimiz ve âzadlımızsın.”137 diyerek iltifatta bulunurdu.
Resûli Ekrem, daha sonra çok sevdiği bu büyük insanı, dadısı Ümmü Eymen’le evlendirecektir ve bu evlilikten yine çok sevdiği ve çoğu zaman terkisinde taşıdığı Üsame Hazretleri dünyaya gelecektir!
PEYGAMBERİMİZİN, HZ. ALİ’Yİ YANINA ALMASI
Efendiler Efendisi 36 yaşında. Milâdî 607 senesi.
Mekke’de şiddetli bir kuraklık ve kıtlık baş göstermişti. Çoğu aile, geçim sıkıntısından perişan bir durumda idi.
Geçin sıkıntısı içinde bulunan ailelerden biri de,Resûli Ekrem Efendimizin amcası Ebû Tâlib’in ailesiydi.
Efendiler Efendisinin kalbi, şefkat ve merhamet kaynağıydı sanki… Zâtına yapılan iyilikleri asla unutmuyordu. Kendisine karşı gösterilen kadirşinaslıkları asla karşılıksız bırakmak istemiyordu! Böylesi güzel ve eşsiz bir mizaca sahip bulunuyordu!
İşte, şimdi geçim sıkıntısı çeken biri vardı. Kendisine elinden gelen yardımı esirgemeyen biri. Çocukluğundan beri, şefkatli kanatlan arasında büyüdüğü biri: Ebû Tâlib…
Amcası geçim sıkıntısı içindeyken, o nasıl rahat edebilir ve nasıl yardımına koşmazdı?
Derhâl harekete geçti. Hâli vakti yerinde olan diğer amcası Hz. Abbas’a koştu, durumu kendisine arzetti. Sıkıntı içinde kıvranan Ebû Tâlib’e yardım ellerini uzatmaları, yükünü bir nebze de olsa hafifletmeleri gerektiğini anlattı.
Hz. Abbas, Efendimizin bu davetini memmuniyetle karşıladı ve birlikte Ebû Tâlib’e vardılar.
Maksatları, Ebû Tâlib’in evindeki kalabalığı biraz azaltmak, hiç olmazsa birkaçının nafaka yükünü omuzundan kaldırmaktı!
Maksatlarını Ebû Tâlib’e açınca, o bundan memnuniyet duydu ve sonunda Efendimiz ismini bizzat koyduğu Hz. Ali’yi, Hz. Abbas da Hz. Cafer’i himayesine aldı.148
O sırada Hz. Ali, dört veya beş yaşında bulunuyordu. Henüz bu yaşta, “Güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” buyuran Resûli Kibriya’nın himayesine girmesi, Hz. Ali için eşsiz bir mazhariyetti. Bu yaşından itibaren onun terbiye süzgecinden geçecek, davet edildiğinde ise, derhâl îman edecektir! Bu îmanı sırasında 910 yaşlarında bulunan Hz. Ali, aynı zamanda “ilk Müslüman çocuk” şerefini de kazanmış olacaktır.1″9
128 İbni Sa’d, Tabakat, c. 1, s. 497; İbni Esir, Üsdû’lGabe, c. 2, s. 224; İbni Hacer, ellsabe, c. 1, s. 563. 129 ibni Hişam, Sîre, c. 1, s. 264; İbni Sa’d, A.g.e., c. 1, s. 497.
130 ibni Sa’d, A.g.e., c. 3, s. 41; Ibni Esir, A.g.e., c. 2, s. 225; ibni Hacer, A.g.e.,c. 1, s. 523.

131 İbni Sa’d, A.g.e., c. 3, s. 42; ibni Esir, A.g.e., c. 2, s. 225; ibni Hacer, A.g.e., c. 1, s. 523.
132 Ibni Sa’d, A.g.e., c. 3, s. 42; ibni Esir, A.g.e., c. 2, s. 225.
133 ibn-i Sa’d, A.g.e., c. 3, s. 42; Ibn-i Esir, A.g.e., c. 2, s. 225; İbn-i Hacer,A.g.e., c. 1, s. 563.
134 Ahzab, 5, 40.
135 Ahzab, 5.
136 İbn-i Sa’d, A.g.e., c. 3, s. 43; Buharî, Sahih, c. 3, s. 174; Müslim, Sahih, c.3, s. 131.
137 Baharı, A.g.e., c. 3, s. 303.
148 İbni Hişam, Sîre, c. 1, s. 263. Ibni Hişam, A.g.e., c. 1, s. 262; Taberî, Tarih, c. 2, s. 213.

İşte Hazreti Fatma’nın Hırkası Hz Ali Nin Kılıcı

Topkapı Sarayı Müzesi, Kutsal Emanetler bölümündeki bazı hazineler ilk kez teşhir edilecek. Hz. Fatma’nın hırkası ve Hz. Ali’nin kılıcı da bunlar arasında.

Topkapı Sarayı, 27 Ağustos-24 Kasım arasında farklı bir sergiye ev sahipliği yapacak. “Osmanlı Devleti’nde Ehl-i Beyt Sevgisi” adını taşıyan sergide Mukaddes Emanetler Dairesi’nde kat kat bohçalar içinde korunan Hazreti Peygamber’in ailesine ait hatıralar ilk kez ziyarete açılacak.

Hz. Fatma’nın hırkası ilk kez sergilenecek
Topkapı Sarayı Müzesi’nde gerçekleştirilecek “Osmanlı Devleti’nde Ehl-i Beyt Sevgisi” isimli sergide Hz. Hüseyin’in cübbesi, Hz. Fatma’nın hırka ve seccadesi ilk kez teşhir edilecek. Serginin en büyük sürprizi ise Hz. Ali’nin kılıcı. Envantere başka bir isim olarak kaydedilen bu kılıcın Hz. Ali’ye ait olduğu sergi çalışmaları sırasında tespit edilmiş.

TÜRKKAD-İstanbul Şubesi’nin katkılarıyla düzenlenecek sergide, Ehl-i Beyt’e âit olan eşyalar ile Ehl-i Beyt ile ilgili yazma eserler yüzyıllar sonra görülebilecek. 27 Ağustos tarihinde açılacak ve 24 Kasım 2008 tarihine kadar sürecek sergide Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethiyle Osmanlı Devleti’ne intikal eden ya da daha sonra saraya gelen eserler yer alıyor. Bugüne kadar Topkapı Sarayı’nın Kutsal Emanetler Dairesi’nde Hz. Peygamber’in (sas) aziz hatıralarıyla birlikte özenle saklanan Ehl-i Beyt’e ait eşyaların sergileneceği serginin küratörlüğünü Sevgi Ağca yapıyor.

Osmanlı’dan günümüze kadar gelen Ehl-i Beyt sevgisini en güzel şekliyle yansıtacak olan bu özel sergide yer alacak eserlerin önemli bir bölümünü, müzede korunan ancak teşhir edilmeyen eserler oluşturuyor. Hz. Hüseyin’in cübbesi, Hz. Fatma’ya atfedilen seccade bunlardan yalnızca bir kaçı. Yine sergide ziyarete arz edilecek Kısas-ı Enbiya ve Siyer-i Nebi isimli elyazması kitaplar da oldukça heyecan verici. Siyer-i Nebi’de Peygamberimiz döneminde yaşanan tarihi olaylar, minyatürlerle anlatılıyor.

Hz. Ali’nin kılıcı

Keşke sergide Kısas-ı Enbiya ve Siyer-i Nebi kadar önemli olan Fuzûlî’nin Hazreti Hüseyin ve ailesinin din uğruna çektikleri sıkıntıları, şehit edilmelerini ve özellikle Kerbelâ olayını konu alan Hadîkatü’s-Sü’edâ adlı kitabının yazma bir nüshası da olsaydı. Eser, Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde olduğu için bu sergide yer almıyor. Nedeni de sürekli sergilendiği ortamdan başka bir ortama geçmesi durumunda oluşabilecek riskler. Ancak sergi kataloğunda Sevgi Ağca uzun uzun bu eserin tahlilini yapmış, minyatürlerden örnekler vermiş.

Bilindiği gibi Ehl-i Beyt, Hz. Muhammed’in ev halkı anlamına geliyor. Ehl-i Beyt dendiğinde ilk akla gelen isimler ise Hz. Fatma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin. İşte bu eserde Hz. Fatma, Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve 12 imamlardan Zeynel Abidin’in yaşadıkları minyatürler yardımıyla anlatılıyor. Hz. İsa ve Hz. Musa’nın hayat hikayesinin de yer aldığı kitapta hikayeleri üzerinde en çok durulan peygamberler Adem, Nuh, İbrahim, özellikle de Yakup. Ancak Hadîkatü’s-Sü’edâ’nın asıl yazılış amacı Hz. Hüseyin’in şehit edilmesini anlatmak. Bu nedenle bu eser tekkeler kapanıncaya yani 1925 yılına kadar Muharrem ayında tekkelerde ve evlerde Mevlid cemiyeti gibi özel cemiyetler düzenlenerek okunmuş.

BU SERGİYİ KAÇIRMAYIN
Kitaptaki Peygamberin en küçük çocuğu Hz. Fatma’nın ölümünü anlatan resim de gerçekten hüzün verici. Resimde, kapısı perdeyle kapalı bir odanın önünde iki kadın yer alıyor. Bunlardan yüzü peçeli olan ve perdeyi açan Hz. Esma; perdenin arkasında yatan Hz. Fatma ise tasvir edilmemiş. Solda merdivenlerin başında, yeşil sarıklı, alev haleli Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin bulunuyor. Yine başka bir resimde de Hz. Ali’nin Nehrivan zaferi betimlenmiş. Minyatürün sağ tarafında Hz. Ali ve askerleri, sol tarafında ise Hâricîler yer alıyor. Düldül adlı atının üzerinde yer alan Hz. Ali, alev halelidir ve yüzü peçelidir. Yanında atlı, sancak taşıyan, savaş giysili askerler görülüyor.

Yine sergide yer alan yazmadaki eserlerin birinde de Hz. Ali’nin ölümü resimlenmiştir. Namaz kılarken şehit edilen Hz. Ali, son nefesini verirken çocukları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin betimlenmemiş.

Hadîkatü’s-Sü’edâ’da yer alan olaylardan bazıları şunlar: Hz. Fatma’nın ölümü, Hz. Ali’nin Nehrivan zaferi, Hz. Ali’nin ölümü, Hz. Ali’nin ölümünden sonra Hz. Hasan’ın ilk vaazı, Hz. Hasan’ın ölümü, Hz. Hüseyin’in Kerbelâ ’da Yezid’in askerleriyle konuşması, Zeynel Abidin’in camideki vaazıyla, Şam halkını etkilemesi.

Hz. Hüseyin’in cübbesi

Hz. Fatma’nın seccadesi

Hz. Fatma’nın hırkası


Rüyada Hazreti Ali’yi Görmek ..

Hazretı alı (r.a)

Rüyada Hazreti Ali’yi görmek çok iyi bir rüya olarak yorumlanir. Onu görmek müjde haberidir. Hz. Ali efendimizi görmek, düsmanlara galip gelmeye, dinde kuvvete ve cömertlige isaret eder. Bu rüyayi alim birisi görürse ilminin artmasina da isaret eder. Rüyada Hz.Ali (R.A.)’yi görmek, düsmanlara galip gelmeye isaret eder. Rüyada Hz.Ali (R.A.)’yi gören kimse, ilim, bol rizik, secaat ve takva sahibi olur. Hz. Ali (R.A.)’nin diri oldugunu gören kimseye, halk tarafindan hased edilir. Emirleri yerine getirilir ve sünneti seniyyeye ittiba eder.Bir kimse rüyada, Hz.Ali (R.A.)’yi yasli ve silahli oldugunu görse, rüya sahibi büyük bir rütbeye erisir. Hz.Ali (R.A.)’yi otuz yasim geçmis bir vaziyette gören kimsenin, isi saglam olur. Bir kimse rüyada Hz.Ali (R.A.)’yi Müslümanlarin bulundugu bir sehirde üniformasiyla görse, o sehrin halki arasinda kiliç veya sözle bir fitne düser. Rüyada Hz.Ali (R.A.)’yi, ellerinin boyali oldugunu gören kimsenin evladi kendisine yardimda bulunur. Hz. Ali (R.A.)’nin savastigini gören kimse, evladina yardimda bulunur. Bir kimse rüyada Hz.Ali (R.A.)’nin bir yerde oldugunu görse, orada fitne çikar.

Etiketler:rüyada hz aliyi görmek topkapı sarayı hz alinin kılıcı kutsal emanetler kılıçlar hz alının kılıcı hz aliyi görmek kutsal emanetlerden zülfikar kılıcının özellik kutsal emanetler hz alinin kılıcı topkapı sarayı kutsal emanetler 3d hz ali nin kilici hz alinin kılıcı zülfikar hangi müzede HZ ALİ GERÇEK KILICI hz fatıma ölümü rüyada hz alinin kılıcı hz fatimaölümü müze hz.ali kılıcı topkapı sarayı kutsal emanetler zülfikar özellikleri resim topkapi kutsal emanetler dairesi hazreti alinin kilici müzede hz alinin kılıcı görselleri peygamberimizin hırkası hangı muzede www.azRETI ALININ KILIC RESIM rüyamda hz fatmanın elini görmek hz alinin kılıcı hangi müzededir
Topkapı Sarayı: Topkapı Sarayı (Osmanlı Türkçesi: طوپقپو سرايى), İstanbul Sarayburnu'nda, Osmanlı İmparatorluğu'nun 600 yıllık tarihinin 400 yılı boyunca, devletin idare merkezi olarak kullanılan ve Osmanlı padişahlarının yaşadığı saraydır.
Topkapı (anlam ayrımı): * Topkapı Sarayı
Topkapı, Fatih: Fatih, İstanbul'un en tanınan semtlerinden biri. Fatih İlçesi sınırları içerisindedir. İstanbul Otobüs Terminali Bayrampaşa'ya taşınmadan önce bu semttedir.
Topkapı Müzik: Topkapı Müzik, 1987 yılında kurulan bir müzik şirketidir .Candan Erçetin , Yaşar, Sinem, Meriç (şarkıcı)
Topkapı (film): Topkapı 1964 ABD yapımı bir serüven filmidir. Özgün adı Topkapi şeklinde yazılmaktadır. Film, Türkiye'de ilk kez 1965 yılında İstanbul Beyoğlunda Yeni Ar (Sonradan Sinepop) ve Şan sinemalarında gösterime girmişti.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir