Ülkemizde Meydana Gelen Erozyonlar

Sponsorlu Bağlantılar

Ülkemizde Meydana Gelen Erozyonlar Ve Nedenleri ile ilgili bilgileri bu yazıda paylaşıyorum. Bu yazı Ülkemizde Meydana Gelen Erozyonlar ve Ülkemizde Meydana Gelen Erozyonlar Ve Nedenleri hakkında bilgiler içerir. Bu not umarım işinize yarar.


Ülkemizde Meydana Gelen Erozyonlar Ve Nedenleri

Ülkemizde Meydana Gelen Erozyonlar ve Nedenleri

Erozyonu Oluşturan Nedenler
Name:	Erozyon.jpg <br />
Views:	99 <br />
Size:	6,2 KB (Kilobyte) <br />
ID:	30829Erozyon, başta iklim olmak üzere yağışarın şekli, topografya (yer şekli), ormanların yakılması, bilinçsiz yaklaşımlar olmak üzere bir çok nedenlerle artar ya da azalır.

Sıcaklık, yağışlar ve rüzgarlar erezyon üzerinde etkilidir. Yağışın şekli, şiddeti ve ne kadar sürdüğü önemlidir. Bu değişiklikler erozyonu farklı etkilemektedir. Öte yandan sıcaklık ise yağışların çeşidini toprağın donmasını ve nem değerlerini etkileyeceğinden dolayı erozyonun şiddetine de etki edecektir. Örneğin Doğu Anadolu Bölgesinde toprağın 40 – 50 cm.derinliğe kadar donması ve Sıcak havalarda gevşemesi olayı önemlidir. Yine ülkemizin bir çok bölgesinde yağmur ve rüzgar erozyon olayları açısından önemlidir. Özellikle İç Anadolu Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nde yaz kuraklığı ve yağış azlığı/yetersizliği fazla olmasından dolayı bitki örtüsünün zayıf olduğu bu bölgelerin ülkemizin erozyondan en fazla etkilenen bölgeleri olmasına neden olmaktadır.

Erozyonlar ve Topografya
Yamacın eğim ve uzunluğu erozyonda etkili topografık etkenlerdir. Erozyonun şiddeti ve toprağın yüzeysel akışla taşınmasına neden olan faktörlerin başında eğim gelmektedir.

Ülkemiz arazisinin eğimli ve engebeli olması orman ve ot örtüsünün tahrip edildiği alanlarda doğal dengenin hızla bozulması sonucunu doğurmaktadır. Doğal dengenin bozulması toprakların aşınması süreci başlatmaktadır. Erozyonun şiddetli olarak devam ettiği alanlarda altta bulunan jeolojik yapı yer yer taşlı ve kayalık araziler halinde ortaya çıkmaktadır.

Erezyon: Jeolojik Yapı ve Toprak
Ülkemiz ağırlıklı jeolojik yapı olarak, taneli tortul kayaçlar ve volkanik kayaçlardan oluşmaktadır. Toprak ile jeolojik yapı arasında sıkı bir ilişki vardır. En fazla aşınmaya uğrayan zeminler Eosen ve Neojen zamanlara ait araziler ile volkanik kül ve tüflerdir. Genelde pekişme durumu zayıf ayrışmaya ve erozyona karşı fazla direnç göstermeyen gevşek yapılardan oluşan topraklar, erozyona duyarlı bir yapıdadır. Bu nedenle en fazla aşınan ve Seller en fazla malzeme veren kaynaklar kumlu siltli çakıllı olan pekişmemiş araziler ile bünyesine Su aldığında kısa sürede eriyebilen Tuzlu ve Alkali Maddeler bakımından zengin milli ve killi depolar olmaktadır.

Ülkemizde toprak örtüsünün tamamen yok olduğu eğimli alanlarda erozyonun şeklini şiddet ve seyrini; jeolojik yapıyı oluşturan ana materyalin yapısı bünye özelliği yağış sularını tutma ve geçirme kapasitesi gibi fıziksel ve kimyasal özellikleri belirler. Öte yandan kurak ve sıcak iklim şartları altında Anadolu’nun kapalı havzalarında çökelmiş olan tuzlu alkali maddeler bakımından zengin killi marnlı ve jipsli depolarda kimyasal erozyon ön plana geçmiştir.

Ülkemizde bazı ana kayalar üzerinde oluşan toprak aşınması kayalık-taşlık alanların ortaya çıkmasına ve dolayısıyla buraların VIII. sınıfa giren araziler haline gelmesine yol açmıştır.

Bitki örtüsü zayıf olan sahalarda rozyon daha çok oluşmaktadır. Bitki örtüsü fazla olan arazilerde ise erozyon daha az oluşur; çünkü bitki örtüsü intersepsiyonla toprağa ulaşan yağışın miktarını şiddetini ve mekanik etkisini azaltır, kökleriyle toprağı sarar ve taşınmasını önler. Orman toprakları ise Suyun akış hızını azaltır ve suyun toprağa sızmasını artırarak erozyonun şiddetini düşürür. Ayrıca; bitki örtüsü toprak yüzeyinde biriktirdiği ölü örtü ile toprağı yağmura karşı korumaktadır. Özellikle orman ölü örtüsü en şiddetli yağışları yüzeysel akıma geçmeden toprak içerisine kolaylıkla geçirebilecek bir infıltrasyon kapasitesine sahiptir.

Ekonomik ve Toplumsal Nedenler

Ormanların Tahribi
Ülkemiz ormanları bilinçsiz ve usulsüz faydalanmalar otlatma tarla açma ve bilinçsiz endüstrileşme gibi çok değişik kullanım amaçları ile tahrip edilmekte ve antropojen step alanına dönüştürülmektedir. Diğer taraftan bu alanlarımız orman niteliğini kaybettiği gerekçesiyle 6831 Sayılı Orman Kanunu’nun 2B maddesi ile orman sınırları dışarısına çıkarılmakta ve böylece ormansızlaşma yaratılmaktadır. Mesela 1974-1994 yılları arasında 412:000 hektar alan orman tahdit alanı dışına çıkartılmıştır. Son yıllarda sık sık Sel afetlerine uğrayan Bolu ilinin Düzce Yığılca ve Kaynaşlı yerleşim birimlerinde 1968-1986 yılları arasında bu yasalarla ortaya çıkan orman azalmasının sırasıyla 3876 ha. 2382 ha. ve 839 ha.olduğu saptanmıştır.

Ayrıca Anadolu köylüsü orman alanlarının tümünü adeta bir mera alanı gibi görmekte ve herhangi bir izin almaya gerek görmeksizin bu alanlarda gelişigüzel-başıboş hayvan otlatmacılığını sürdürmektedir. Ancak orman idaresince gençleştirmeye tefrik edilen sahaların dikenli tel ile koruma altına alınması halinde bu otlatmaya zorda olsa engel olunabilmektedir.

Bu şekilde; devlete ait orman alanlarının ve mera niteliği taşımayan hazine arazilerinin düzensiz ve aşırı otlatma amaçlı kullanılması da Türkiye’deki erozyonun artmasının ana etkenlerinden birini oluşturmaktadır.

Her yıl meydana gelen yüzlerce orman yangını ile de binlerce hektar orman yok olmaktadır. Yüksek eğimli orman alanlarında ormanın ortadan kalkması sonucunda erozyon hareketleri hızla artmaktadır: Yeşil örtünün bir anda yangınlarla yok olması sağnak şeklinde yağan ilk yağışlarla birlikte toprak kaybına ve bir çok yerin bir daha yeşil örtü ile kaplanamayacak şekilde elden çıkmasına sahanın taş ve kayalığa dönüşmesine neden olmaktadır.

Tarım Alanlarında Yanlış Arazi Kullanımı
Ülkemizde yetenek sınıflarına göre tarıma uygun olmadığı halde tarım yapılan ve bu şekilde yanlış kullanılan arazinin alanı 6.1 milyon hektarı bulmaktadır.

Yanlış arazi kullanımı değişik amaçlara yönelik uygulamalarla giderek artmaktadır. I. II.III. ve IV. sınıf arazilerdeki yaklaşık 172 000 hektar arazi yerleşme alanı ve sanayi alanı olarak kullanılmaktadır. Özellikle son 20 yıldan bu yana tarım alanları yerleşim ve ticari tesislerle işgal edilmesi büyük bir ivme kazanmıştır. Bu durum tarımda verimi azaltırken aynı zamanda sel ve taşkınları da artırmıştır.

Diğer taraftan 2634 Sayılı Turizmi Teşvik Kanunu 2547 Sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’na 3711 Sayılı Kanun’la eklenen 18. Madde 6831 Sayılı Orman Kanunu nun 17. ve 115. Maddeleri 2924 Sayılı Orman Köylerinin Kalkındırılması Hakkındaki Kanun ve değişiklikleri ( 3763 ve 4127 Sayılı kanunlar) 3213 Sayılı Maden Kanunu önemli ölçüde orman tahribatına yol açmaktadır .

Meralarda Aşırı Otlatma
Verim kapasitesinin çok üzerinde ve düzensiz otlatılan meralarda ot örtüsünün tahrip olması yüzey erozyonunu arttırmaktadır. Mera kapasitesi aşıldığı andan itibaren meradaki bitki örtüsü ve toprağın yapısı bozularak erozyona elverişli hale gelir. Meralarda doğru otlatma mevsiminin seçilememesi ve aksine ağır otlatma yapılması meraların aşırı derecede tahrip edilmesine ve toprağın kompaklaşmasına neden olur. Dolayısıyla erozyonun kaynağı olarak vasfını kaybetmiş meralar büyük önem taşır.

Dağınık ve Düzensiz Kırsal Yerleşme
Tabiatı en çok kullanan en çok bozan ve en çok düzelten de insandır. Zaten insan müdahalesi olmadan meydana gelen erozyona normal erozyon denilmektedir. İnsan; tarımsal sosyal ve ekonomik ihtiyaçları için bitki örtüsünü kaldırarak toprağı diğer kullanım şekillerine dönüştürmektedir.

1997 nüfus sayımına göre yurdumuzda orman içi ve civarı köylerde 7.050 milyon insan yaşamaktadır. Bu köylerin çoğu özellikle dağlık alanlarda birden fazla Mahallenin birleşmesinden meydana gelmektedir. Bu köylerin önemli bir bölümünde yeterli ekonomik gelire sahip olmayan fakir insanlar yaşamaktadır

linkz_publisher_id = 12369;
linkz_scope = ['linkzarea01'];

Etiketler:Ülkemizde Meydana Gelen Erozyonlar Ülkemizde Meydana Gelen Erozyonlar ve Nedenleri
Gelenek: Gelenek, bir toplumda, bir toplulukta çok eskilerden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup kuşaktan kuşağa iletilen, yaptırım gücü olan kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, bilgi, töre ve davranışlar.
Geleneksel Çin yazısı: ¹¹Geleneksel Çin yazısı (Çince: 繁体字; pinyin: fántǐ zì), Çin yazısının eski çağlardan beri Çin'de kullanılan bir sürümüdür.
Gelengi: Gelengi ya da Geleni (Spermophilus), sincapgiller (Sciuridae) familyasının yer sincapları (Marmotini) oymağından Kuzey yarıkürede yayılım gösteren 38 türü olan kemirgen cinsidir.
Gelendost: Gelendost, Isparta ilinin bir ilçesidir.
Geleneksel Çin tıbbı: Geleneksel Çin tıbbı (GÇT) (İngilizce'de "Traditional Chinese medicine" olduğundan TCM veya T.C.M., basitleştirilmiş Çince: 中医学; Geleneksel Çince: 中醫學; Pinyin: Zhōngyī xué), binlerce yıldır Çin'de geliştirilen ve uygulanan geleneksel tıbbi uygulamaların bütününü tanımlamaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir