Ülkemizin Coğrafi Bölgeleri

anadolu benzer besim bitki gelir ismini kendi nin uzak Ülkemizin Coğrafi Bölgeleri Türkiyenin En Dağlık Bölgesi Neresidir türkiyenin coğrafi bölgeleri ülkemizin coğrafi böl..

Türkiye’nin Coğrafi Bölgeleri

BÖLGE, BÖLÜM, YÖRE

Türkiye bildiğimiz gibi yedi coğrafi bölgeye ayrılmıştır. Coğrafi bölgeler ayrılırken hem fiziki hem de beşeri özelliklere dikkat edilir.

Bölge; fiziki ve beşeri özellikler açısından diğer yerlerden ayrılan,ancak kendi sınırları içerisinde benzer özellikler gösteren alandır ( Akdeniz bölgesi ).

Bölüm; fiziki ve beşeri özellikler açısından bölgenin diğer yerlerinden ayrılan ,ancak kendi sınırları içinde benzer özellikler gösteren daha küçük alandır ( Adana bölümü,Antalya bölümü ).

Yöre; fiziki ve beşeri özellikler açısından bölümün diğer yerlerinden ayrılan,ancak kendi sınırları içerisinde benzer özellikler gösteren daha da küçük alandır ( Göller yöresi,Teke yöresi ).

Türkiye’nin coğrafi bölgelerinin ayrılmasını sağlayan faktörlerin başında elbette konumları gelir. Daha sonra yüzey şekilleri,iklimi,bitki örtüsü,beşeri ve ekonomik özellikleri gelir. Dikkat ettiyseniz dört coğrafi bölgemiz, kıyısında bulundukları denizlerin ismini almışlardır.Denizden uzak olan bölgelerimiz ise bulundukları yöne göre isimlendirilmiştir. İç Anadolu ( Orta Anadolu ) da tüm bölgelerimizin ortasında bulunduğu için böyle isimlendirilmiştir.

Türkiyenin Coğrafi Bölgeleri

Kongrenin 20 haziran Cuma günü öğleden sonra yaptığı umumi toplantıda Türkiye Coğrafya Komisyonu tarafından tespit edilmiş bulunan coğrafi bölgeler müzakere edildi. Bölgeler seçilirken göz önüne alınan esaslar ve her bölgenin kısa bir tasviri, rapor halinde hazırlanmış ve içtimadan evvel azaya dağıtılmış olduğu gibi salona asılmış iki duvar haritası üzerinde, büyük mıntıkalar kalın kırmızı çizgilerle gösterilmiş bulunuyordu. Türkiye�nin coğrafi bölgeleri profesör Besim Darkot tarından kongreye takdim edildi.
Bölgelerin ayrılması meselesi, coğrafya kongresinin ele aldığı ve iyi bir neticeye bağlamak istediği esaslı işlerden biri olmuştur. Bugüne kadar tedris sahasına çıkmış olan coğrafya kitaplarındaki coğrafi taksimat, sayı, saha ve isim bakımından birbirinden çok farklıydı. Mezkür taksimatı ilmi esaslara istinat ettirmek hususunda müellifler tarafından sarfedilmiş olan gayretler ne kadar fazla olursa olsun, muhtelif kanaatler arasında büyük ayrılıklar bulunması milli coğrafya tedrisatında tam bir anarşiye meydan vermiş bulunuyordu; kaldı ki, pek yakın zamanlara kadar, memleketi idari taksimata, nehir havzalarına ve hatta meridyenler boyunca alınmış hemen hemen düz çizgilerle bir takım kompartımanlara ayırmak gibi çok gayri ilmi yollardan giden kitaplar bile tedrisat sahasına çıkmıştır.
Bilindiği gibi, bir memleket yakından tetkik edilmek istenirse, umumi heyet üzerinde bir takım fikirler edindikten sonra onu bir takım kısımlara ayırıp bu kısımları ayrı ayrı gözden geçirmek yolundan gidilir. Avrupalılar tarafından yazılmış coğrafya kitaplarının çoğunda memleketimizin ya nehir havzalarına ve deniz mailelerine, yahut-zaman ve yer bakımından kat�iyetle tesbiti daima mümkün olmayan- eski tarihi bölgelere göre taksim edilmiş olduğu görülür. Umumiyetle ecnebi kaynaklara dayanılarak meydana getirilmiş bulunan yerli eserlerde ise, memleketin coğrafi bir realite olan vahdeti ihmal edilerek, birbirinden ayrı memleketler şeklinde(Rumeli), (Anadolu), (Cezireiulya) gibi büyük kısımlar ayrıldıktan sonra bunlar dahilindeki vilayetler ayrı ayrı mütalea edilirdi.
Son senelerde memleketimizin coğrafyası hakkında elde mevut malümat artmış, mümkün mertebe iyi haritalar da ortaya çıkmış olduğu için ilmi esaslara dayanan (coğrafi bölgeler), yani bünyeye ve yer şekillerine, iklime, nebati örtüye ve beşeri vakıalara göre husisiyetler arz eden bir takım kısımlar ayırmaya imkan hasıl olmuştur. İşte coğrafya kongresi, uzun senelerden beri bu meseleler üzerinde uğraşmış ve denemeler yapmış bulunan mütehassısları bir araya getirmek suretiyle, bunlara fikir teatisi imkanı vermiş ve neticede ortaya müşterek gayretler mahsulü olan bir eser ortaya çıkmıştır.
Raportör, coğrafi bölgelerin tespiti hususunda ne şekil çalışılmış olduğunu kongreye şöyle bildirdi: Türkiye Coğrafya Komisyonunda uzun müzakereler yapılarak evvela coğrafi bölgelerin ne gibi esaslara göre tespit olunması lazım geleceği hakkında umumi mahiyette fikir teati edilmiş, bu müzakereler neticesinde, ilk ve orta tedrisat sahasında kullanılabilecek yedi coğrafi mıntıka(bölge) tespit olunmuştur.komisyon mesaisinin bu safhasına varıldıktan sonra, kendi arasından dört arkadaş seçerek, bunları bu yedi mıntıkanın hudutlarını büyük mikyaslı bir harita üzerinde tespite memur etmiştir. Profesör İbrahim Akyol, Herbert Louis, Besim Darkot ve H.Sadi Selen�den mürekkep olan bu komitenin hazırladığı taslak, komisyonda yeni müzakerelere mevzu olmuş ve bu müzakerelerden sonra kat�i şeklini almıştır. Daha sonra komisyon yine aynı yoldan gidilerek her bir coğrafi mıntıka içinde ayrılabilecek tali bölgeleri tespit etmiş ve bunları adlandırmıştır. İşte bu şekilde hazırlanan coğrafi bölgeleri kongreye arz eden komisyon, şimdiden elde edilen neticenin, bugünkü bilgi derecesine göre varılmış bir merhale olarak telakki edilebileceğini ve bu taksimatın coğrafya tedrisatında bugüne kadar devam etmiş olan karışıklığın önüne geçmek gibi pratik bir fayda getirmekte olduğunu da kabul ediyordu.
Komisyon tarafından tespit edilen yedi coğrafi mıntıka ile bunlardan her birinin ayrılmış bulunduğu tali bölgeler listesi aşağıda gösterilmiştir.

TÜRKİYE�NİN COĞRAFİ BÖLGELERİ

1- Karadeniz Mıntıkası:

Doğu Bölgesi
Orta Bölge
Batı Bölgesi

2- Marmara Mıntıkası:

Istranca Bölgesi
Ergene Bölgesi
Çatalca-Kocaeli Bölgesi
Cenup Marmara Bölgesi

3- Ege Mıntıkası:

İç Batı Anadolu Bölgesi
Ege Bölgesi

4- Akdeniz Mıntıkası:

Antalya Bölgesi
Adana Bölgesi

5- İç Anadolu Mıntıkası:

Yukarı Sakarya Bölgesi
Konya Bölgesi
Orta Kızılırmak Bölgesi
Yukarı Kızılırmak Bölgesi

6- Doğu Anadolu Mıntıkası:

Erzurum-Kars Bölgesi
Yukarı Murat-Van Bölgesi
Yukarı Fırat Bölgesi
Hakkari Bölgesi

7- Cenup Doğu Anadolu Mıntıkası:

Dicle Bölgesi
Orta Fırat Bölgesi

Türkiye�nin coğrafi kongre umumi heyetinde müzakere edilirken, raportör Darkot tarafından yedi büyük mıntıka hakkında verilen izahat dinlenerek evvela bu mıntıkaların hudut ve isimleri kongre tarafından kabul edilmiş, sonra tali bölgeler üzerinde konuşulmuştur. Komisyon, coğrafi mıntıkalar içinde, kolay seçilir vasıflarıyla birbirinden ayrılan bir takım tali bölgeler tespit etmişti. Kongre, bazı suallere verilen itmam edici cevaplardan sonra bu tali bölgelerin hudutlarını ve bunlara verilen adları da tasvip etti. Bundan sonra, Birinci Coğrafya Kongresinin kabul ettiği coğrafi bölgeler azaya tevzi edilmiş olan mucip sebepler raporunun birkaç dile tercüme edilerek büyük kültür memleketlerine gönderilmesi malinde Doçent Danyel Bediz tarafından yapılan temenni dinlendi ve bu temenninin bir takrirle kongre reisliğine verilmesi kararlaştırıldı.(J işareti ile kitaba dercedilen bu takrir kongre tarafından kapanış celsesinde müzakerede kabul edilmiştir.)

TÜRKİYENİN BÖLGELERİ HAKKINDA

TÜRKİYE COĞRAFYASI KOMİSYONU TARAFINDAN KONGREYE VERİLEN RAPOR

Memleketimizde coğrafi bölgeleri tespit etme işini üzerine almış olan Türkiye Coğrafya Komisyonunu, umumi içtimalarında bu bölgeleri tayin için göz önünde tutulması gerekli görülen esaslar üzerinde uzun münakaşalar ve fikir teatisinde bulunduktan sonra bölge hudutlarını büyük mikyaslı bir harita üzerinde çizmek ve bölgelere isim vermek üzere kendi aralarında dört kişilik bir komite seçilmiştir. Profesör İbrahim Akyol, Besim Darkot, Herbert Louis ve H. Sadi Selen�den mürekkep olan bu komite, Türkiye�de ayrılan yedi coğrafi mıntıkanın sahasını harita üzerinde tespit etmiş ve bunlara isimler vermiş, sonra bu mıntıkaları bir takım tâli kısımlara ayırmıştır. Meydana getirilen taslak, komisyonda yeni müzakerelere mevzu olmuş, neticede ilişik harita üzerinde görülen bölgeler tespit edilmiştir. Büyük coğrafi mıntıkalar ilkokul coğrafya derslerinde kullanılabileceği gibi daha küçük bölgelerde orta tahsil seviyesine hitap etmektedir. Şunu söylemeye hacet yoktur ki, daha vazıh hudutlarla tahdit edilmiş ve daha muvafık bir şekilde isimlendirilmiş, daha küçük sahalı bölgeler tefriki hususunda öteden beri uğraşmakta bulunan ilim adamlarının mesaisi son hedeflerine varmış sayılmaz. Bugün kongreye sunulan eserin gerek Türkiye�ye ait yerli ve ecnebi coğrafya kitaplarında, gerekse okullarımızın coğrafya tedrisatında görülen karışıklıkları ortadan kaldıracak, bu sahada insicam ve ahenk temin edecek pratik bir netice gibi telakki edilmesi mümkündür.
Coğrafi bölgeler, avarızı gösteren bir harita üzerinde renkli çizgilerle tahdit edilmiştir. Yedi coğrafi mıntıkanın hudutları kalın bir kırmızı çizgi ile çizilmiş, tâli bölgeler ise bunların içinde biraz daha ince mavi çizgilerle sınırlanmıştır. Ayrıca komisyonumuz kesik mavi çizgiler kullanılarak bazı bölgeler içinde hususî karakter arz eden üçüncü dereceden bölgeler tespit etmiştir.
Coğrafi bölgeler tespit edilirken memleketimizin umumi şekli, avarızının hakim çizgileri, arazinin bünyesi, iklimi, nebati örtüsü gibi fiziki amillerle beraber nüfusun dağılışı, iktisadi faaliyetlerin nev�i ve şiddeti gibi beşeri amiller de göz önünde tutulmuştur.
Umimi şekli bakımından, kütlevî olan memleketimizin üç tarafı denize dayanmış, diğer birisi ile Asya kıtasına birleşmiş ve bir ucunda da Avrupa kıtasına temel atmış dört köşeli bir yapı meydana getirdiği görülür. Bu yapının şimal ve cenup kenarı boyunca uzanan doğu batı istikametli dağ sıraları, Türkiye�nin avarızının hakim çizgilerini meydana getirirler. Umumiyetle, üçüncü zamana ait Alp iltivalarının şimal ve cenup kanatlarına ait unsurlardan mürekkep olan bu dağ sıraları, memleketin orta kısmında İç Anadolunun az arızalı yüksek düzlükleri ile birbirinden ayrılmış iken doğuya doğru birbirlerine yaklaşır, sıkışır ve yükselirler; batıda ise yine birbirlerine yaklaşma temayülü gösterirlerse de mütemadi sıralar meydana getirmeyip yalnız İç Anadolu ile Ege kıyıları arasında bir eşik teşkil ederler. Avarızın bu hakim çizgileri iklim, nebati örtü, beşeri hayat, iktisadi faaliyetler üzerine büyük tesir yaptığı gibi, daha ilk hamlede memleketin şimal ve cenup cihetinde şerit halinde iki dağlık kenar, doğuda yüksek bir ülke, batıda Egeye doğru açılan bir saha ve ortada dahilî bir kısım gibi bazı coğrafi bölgelerin seçilmesine imkân verir. Avarızın meydana getirdiği bu ayrılıkların iklimden itibaren bütün diğer coğrafi şartlar üzerine bariz tesirler yapacağı âşikardır; bunun yanında, iklim şartlarıyla beraber orman ve step gibi nebati toplulukların yayılışı, nüfus kesafeti, iskan şekli, iktisadi faaliyetler ve münakale imkânları da hesaba katılınca yukarıda mevcudiyetleri sezilen coğrafi bölgelere daha sarih hudutlar çizmek imkânı hâsıl olur. Bütün bu şartlar göz önüne alınarak ayrılmış bulunan bölgelerin mütebariz ve kolay anlaşılır bir takım karakterlere sahip olması icap eder. şu noktayı da kaydetmek lâzımgelir ki, bir coğrafi bölgenin �vasatî halini� ifade eden bu karakterler, komşu bölgelere geçerken tedricen değiştirirler: bunun için, bölge sınırlarını ne cezrî ayrılıklar tespit eden çizgiler, ne de idarî taksimatı ayıran kat�î hudutlar şeklinde değil, üzerlerinde intikal vasıfları sezilen az çok geniş şeritler gibi telâkki etmek icap eder. bazı sahalar vardır ki iki ayrı bölge arasında hakiki bir geçit yeri meydana getirirler. Böyle yerlerde, intikal vasıfları bakımından orayı komşu mıntıkalardan birine veya ötekine bağlamayı tercih ettirecek coğrafi amilleri inceden inceye araştırmak gerekmektedir. İşte bu tür araştırmalar sayesinde, harita üzerinde kalın kırmızı çizgilerle tahdit edilmiş yedi büyük coğrafi mıntıka meydana çıkmış bulunuyor. Bu mıntıkalar şunlardır;

1-) Karadeniz Mıntıkası
2-) Marmara Mıntıkası
3-) Ege Mıntıkası
4-) Akdeniz Mıntıkası
5-) İç Anadolu Mıntıkası
6-) Doğu Anadolu Mıntıkası
7-) Cenupdoğu Anadolu Mıntıkası

Görüldüğü gibi coğrafi mıntıkaların adlandırılması işinde, memleketin denizlere doğru açılan cepheleri üzerinde yer alan mıntıkalar, komşu olan denize nispet edilmişler, iç kısımlar ise, memleketimizin bütünlüğünü meydana getiren Anadolu�nun muhtelif cihetlerine göre isim almışlar.
Denizi arasına almış olan Marmara mıntıkası müstesna, bütün diğer mıntıkalar, mavi veya kesik mavi çizgilerle ayrılan bir dış, bir de iç kısım seçilmiştir. Dış kısımlar, iklimi, nebati ve beşeri hususlarda en fazla deniz tesiri altında bulunan sahalar olup iç kısımlar ise bu tesirin nispeten hafiflemiş ve az çok değişmiş bulunduğu yerlerdir.
Şimdi Türkiye�de seçilen coğrafi mıntıkaların esaslı vasıflarını kısaca gözden geçirelim.

1. KARADENİZ MINTIKASI

Bu mıntıka, adını aldığı deniz boyunda geniş bir şerit meydana getiriyor. Bu mıntıka, (Anadolu Şimal dağları) ile arızalanmaktadır. Mıntıka doğuda Sovyetler Birliği hududuna dayandığı gibi batıda da aşağı Sakarya ovasını tahdit eden dağların dış kenarlarına kadar uzanmış bulunuyor. Mıntıkanın iç hududu doğuda Çoruh-Kelkit tulani vadilerin cenubundaki yüksekliklere kadar götürülmüştür. Bu hudut, henüz fazla parçalanmamış, vadilerle fazla yarılmamış olan yüksek doğu platosu kenarında Çoruh ve tabilerinin volkanik örtüyü süpürerek resubî araziyi şiddetle yardıkları sahayı ayıran morfolojik bir huduta tekabül etmektedir.kenar dağlarının alçaldığı orta kısımda deniz tesiri Yeşilırmak havzasını hemen tamamıyla içine alacak derecede dahile sokulmakta ve daha batıda ise İskilip-Kızılcahamam ve Sündiken dağları hudut üzerinde bulunmaktadır.bu hududun şimalinde şimal ormanları bakî olduğu halde cenupta ağaçlar çok seyrelerek step manzarası hakimiyet kazanmaktadır. Geniş hudutları dahilinde Karadeniz mıntıkası, komşu bulunduğu denizin az çok bariz tesiri altındadır. �Karadenizli� oluş, bu mıntıka halkı arasında yalnız sahilde yaşayanların değil, fakat öteden beri Karadeniz iskelesi vasıtasıyla nüfuz edilen daha gerideki sahalar halkının da kuvvetle benimsedikleri bir vasıftır. Diğer taraftan, mıntıkanın dağları Karadeniz tesirini aksettiren ormanlar taşıdığına, akarsuları da Karadeniz�e döküldüğüne göre, tekmil mıntıka için bu (Karadeniz) adı yerinde görülmüştür. Bununla beraber, mıntıka, kesik çizgilerle iki şeride ayrıldı. Bunlardan dış şerit, ikliminin bol ve daimi yağışlarıyla, gür nebat örtüsü ile, yaşayışları denize bağlı kesif nüfus ihtiva etmesiyle seçilmektedir. İç şerit ise bir dereceye kadar, iç bölgelere doğru intikal vasıfları göstermektedir. Bununla beraber, etraflı olarak ele alınan umumi şartlara göre bu iç şerit yine Karadeniz bölgesine bağlanabilir. Mesela, doğuda Çoruh�un Artvin yukarısında kalan vadisi, mahsulleri ile yüksek doğu yaylalarından çok farklıdır. Artvin ve Yusufeli�nin zeytinlikleri, başlıca karakteri şiddetli kontinental iklim olan iç kısımlardan büsbütün ayrı şartları işaret eder. Mıntıkanın doğu kısmındaki dağlık bölgeyi (Rize dağları ve devamını) iç kısımlardan ayırmak üzere Çoruh vadisini bir hudut olarak almak düşünülebilirdi; fakat bu taktirde, dağlık içinde en meskûn yerleri meydana getiren vadi tabanından hudut geçirmek doğru olmazdı. Böyle yapılınca, bölgeleri tespit ederken nihai hüküm olarak kullanılan iktisadi coğrafya şartları ihmal edilmiş, vadinin bir tarafı mıntıkaya, diğer bir tarafı başka mıntıkaya bırakılmış olacaktı. Coğrafi mıntıka hudutlarını mümkün olduğu kadar az meskûn yerlerden geçirmek doğru olacağına göre bu gibi sahalarda meskûn arazi şeridini parçalamadan, tam olarak bir mıntıkaya terk etmek en muvafık yol telakkî edilmiştir.
Karadeniz mıntıkası üç tali bölgeye ayrılmıştır. Bunlardan takriben Melet çayı vasıtasıyla batıdan tahdit edilmiş olan Doğu Karadeniz bölgesi, dağların yüksekliği ve alp karakteri göstermesi, hususî iklim şartları, hayatın mütekasif bir şekilde sahile toplanması ile kendini belirtmektedir.
Melet vadisi ile takriben Kızılırmak aşağı mecrası arasında kalan Orta Karadeniz bölgesi, dağların irtifaının azalması, zirve sahalarının ekseriyetiyle yüksek düzlükler şeklini göstermesi, yağışların nispeten azlığı ile seçilmektedir. Buradaki dağlık sahalar, doğu bölgesinden farklı olarak hayli kesif bir nüfusu ihtiva eder. iki büyük nehir deltası sahil boyunda ziraî imkanları arttırırlar (bölgenin batı hududu, Kızılırmak deltasını ikiye ayırmak ve Osmancık havzasını batıya bağlamak arzusuyla tamamı ile vadi boyundan geçirilmemiştir.) Diğer taraftan bu bölge Samsun gibi- tesirleri muhakkak suretle artmakta bulunan- iktisadi bir merkeze de sahiptir.
Takriben Kızılırmak ve Sakarya aşağı mecraları arasında kalan Batı Karadeniz bölgesi, daha kütlevî bir yapıya sahiptir. Burada, ekserisi sahilin kavsine az çok uyan bir hat üzerine dizilmiş geniş çukur ovalar göze çarpar ki bunlar deniz tesirinden hayli uzak ziraat sahaları meydana getirir ve doğu Karadeniz bölgesinden farklı olarak, iç kısımda, bu ovalarda nüfus kesafeti oldukça yüksektir ve kenarlarında şehirler mevcuttur. İnce sahil şeridi, ayrı şartlar gösterir. Bu bölge içinde bir takım tali kısımlara ayrılabilir. Mesela bölgenin şimal batı tarafında Zonguldak civarındaki geniş bir şerit, taş kömürünün mevcudiyeti ile sınaî temerküz sahası olmak istidadındadır.

2.MARMARA MINTIKASI
Bu bölge hem denizler ve kıtalar , hemde iklimler arasında bir birleşme sahası meydana getirmiştir. Balkan yarımadasının cenup batı ucunda dahil olmak üzere Maramara Denizi etrafındaki araziyi çevreleyen bu bölgeyi kuzeydoğuda Sakarya tabi olan derin Karasu Vadisi ile Karadeniz Bölgesinden ayırıyoruz. Ve kuzeyde yüksek fakat oldukça yeknasak avarızı ihtiva eden İç Batı Anadolu�dan kendini tefrik ederken Uludağ kitlesinin bir kenarına yerleşmiş Bursa Ovasına bağlıyoruz. Cenup Batı tarafında Kaz Dağına ve Edremit ve İvrindi Ovaları arasındaki eşiğe (aynı zamanda su bölümü çizgisine) tekabül eden iklimi bir hudut Marmara Bölgesini Ege Bölgesinden ayırmaktadır. Bu mukabil Susurluk Irmağının şimal-cenüp istikametli mecrası etrafında uzanan oldukça geniş alçak bir saha, Marmara Denizinin tesirlerini Cenuba doğru hayli ilerletmiş bulunmaktadır.
Marmara Bölgesinin bariz karakterlerinden biri çok çeşitli olmasıdır. Bu bakımdan hudutları içinde birçok tali bölgeler ayırmak mümkün olurdu fakat şimdilik teferrüata girmeyerek şimdilik dört kısma ayrılmıştır :
Bunlardan birisi, İstanbul Boğazı�nın iki tarafında da devam eden üzerinde münferit avarız taşıyan vadilerle yarılmış hafif meğilli tavsiye satıhları ihtiva eden iki yarım adadır ki bu yarım adaların adıyla bölgeye Çatalca-Kocaeli Bölümü denilebilir. Aşağı Sakarya Ovası da bu kısma bağlanmıştır. Batı da bu bölge Ergene Havzasına intikal etmektedir. Bu suretle, Kocaeli yarımadasının İstanbul Boğazının ötesinde devam ettiği de gösterilmiş oluyor. Bölgenin cenup hudutu üzerinde kızıl adaları da taşıyan deniz altı platformunun derin Marmara çukuruna doğru birden bire inen kenarı önünden geçmektedir.
İkinci tali bölge, mihverinde bulunan akarsuyun adını taşıyan havza yapılı Ergene bölümüdür. Bu Bölge şimal doğusunda yer almış bulunan Istranca bölgesinde ayrılmaktadır. Bu sonuncu bölge Çatalca yarımadasına doğru darlaşır Bulgar hudutunun öte tarafında genişleyerek devam eden dağlık, ormanlık geçilmeye az elverişli ve az meskum bir saha teşkil eder. Burası hem ergene havzasının bir kenarı olmak itibariyle bu havzaya hem de sahillerinin İstanbul ile olan münasebeti ve avarızının imtidatı bakımından İstanbul yarım adasına bağlı telakki olunabilir.
Cenup Marmara Bölgesi Samanlı Dağlarıyla beraber Marmara Denizi�nin cenubunda kalan Balıkesir havalisi ile Biga yarım adasının büyük bir kısmını ihtiva eden bir sahadır. Burada avarızın çeşitliliği ve Ege bölgesindekileri andıran Doğu-Batı istikametli ve oldukça keşif bir surette meskun çukurların mevcudiyeti göze çarpar. Teferrüata girildiği taktirde bu bölge dahilinde birçok kısım ercümle bir doğu bir batı kısma ayırmak mümkündür.

3. EGE MINTIKASI
Bu mıntıka, memleketin Ege Denizine doğru açılan cephesini meydana getirmektedir. Burada Anadolunun gerek şimal, gerekse cünup kıyılarında olduğu gibi yüksek ve devamlı bir dağ setleri mevcut bulunmadığından deniz kıyısında kaybedilen coğrafi karakterler iç kısımlara doğru ekseriyetle tetrici bir intikal göstermektedir iktisadi faaliyetleriyle bilhassa İzmir�e bağlı bulunan bir bölge dahilinde oldukça bariz farklarla birbirinden ayrılan iki büyük bölge seçildi. Bunlardan birisi Asıl Ege Bölgesidir ki denize doğru açılan büyük çukur ovaları ve bunlar arasında yer almış bulunan dağ kitlelerini ihtiva eder. Nüfus keşif bir surette bu çukur ovalar dahilinde yerleşmiş olduğu gibi ziraat ve tipik Akdeniz karakterini taşımaktadır.
Bu bölge Denizli doğusundan Köyceğize doğru çekilen bir çizgi ile Akdeniz mıntıkasından ayrılmaktadır ki bu çizginin doğusunda Ege Bölgesi�nin yapısını hatırlatan ve menşei itibariyle bu yapıya bağlı bulunan çukur bulunan ovalar mevcutsa da onlar irtifa bakımından Ege Ovalarına nispetle yüksek (800-900 m) oldukları gibi akışı bakımından da Ege Denizi�ne bağlı değildirler. Acıpayam Ovası suyunu Dalaman Çayı vasıtasıyla Akdenize gönderir.; Acıgöl depresyonu ise harice cereyandan mahrumdur. Bu gölge dahilinde, Büyük Menderes vadisinin cenubunda kalan ve Menteşe adıyla tanıdığımız saha hem Kerme körfezinin devamının teşkil ettiği batı-doğu istikametli, hem de Çine ve Bozdoğan ovaları gibi şimal batı- cenup doğu istikametli depresyonlar ihtiva ederek büyük Ege Bölgesini göstermektedir. Yalnız Menteşe cenubunda Datça ve Bodrum havalisndeki avarız menşei bakımından Batı torosa bağlanır. Böyle olmakla beraber diğer hususat bu havalinin Ege Bölgesi�nden ayrılmasına mani göstermektedir. Ege mıntıkasının Anadolu içine doğru sokulan kısmına İç Batı Anadolu bölgesi adı verildi. Bu kısımda Ege kıyılarından içeriye doğru devam eden geniş depresyonlar artık görünmez olur ve yüksek düzlükler avarızın hakim vasıfına meydana getirir. Bu düzlükler üzerinde ekserisi cenup doğu- şimal batı istikametli avarız dizileri yerleşmiştir. Bu istikametler dolasıyla Antalya körfezi şartındaki Toros avarızının temadisi üzerinde gibi telakki edersek de bura da dağ sıraları ile havza dizilerinin temadisi Akdeniz Bölgesindekilere nazaran çok daha seyrek ve aralıklıdır. Yağışlar Ege Bölgesine nazaran daha az olduğu gibi nüfusta o derece kesif değildir. Bu bölge iktisaden sıkı sıkıya bağlı bulunduğu Ege mıntıkasının iç kısmı gibi mütalea edilebilirse de aynı zamanda Anadolunun Marmara mıntıkasına ihtiva eden batı kısmının İç Anadolu�ya doğru geçen bir parçası olması bakımından buraya İç Batı Anadolu adı müvafık görülmüştür.,

4. AKDENİZ MINTIKASI
Anadolu�nun cünubunda, avarızın hakim çizgileri Toroslar tarafından meydana getirlmiş bulunan aynı zamanda dağların birbirinden ayrı kavisleri arasına yerleşmiş mühim ovalar (Antalya, Adana, Antakya) Ovaları ihtiva eden bu sahaya bu isim verilmiştir. Akdeniz Bölgesi batıda tahriben Köyceğizden Sultan Dağların�nın şimal batı ucuna çekilen bir hatla Ege bölgesinden ayrılmaktadır. O bölgeden bahsederken bu hattın doğusunda bulunan depresyonların bir kısmı sathi cereyandan mahrum ve göller ihtiva eden yüksek havzalar teşkil eder. Bölgenin şimal hudutu ise Konya havzasının hemn kenarından geçilerek bütün batı ve orta Toros, bu bölge dahiline alınmıştır. Şimal doğu cihetinde orta Torosun istikamet değiştirerek Doğu Anadolu içerisine ilerlediği sahada bir hudut tesbit edilmiştir ki ormanların mevcudiyeti ve bol yağışlarla kendini belli eden deniz tesirinin nihayet bulması bakımından iklimi ve nebati ayrılıklara dayanmaktadır. Aynı zaman da Seyhan ve Ceyhan Nehirleriyle başlıca tabileri, iç kısımdaki yüksek düzlükler arasında az derin vadiler içinde aktıkları halde cenuba doğru kaide seviyesine yaklaştıkları yerde derin vadiler kazmaya başlıyorlar; bu kısımdan bu hudut hem de morfolojiktir. Nihayet doğu da Torosların dış kavsini meydana getiren Amanos Dağlaruyla bunun boyunda uzanan Antalya-Maraş çukur sahası aynı mıntıka dahiline alınmıştır.
Akdeniz Bölgesi sahilden itibaren 700-800 m irtifaa kadar bariz Akdeniz iklimi arzeder. Dağların bazı yerlerde denize fazla yaklaşmış olması hakiki Akdeniz ikliminin tesir sahasının buralarda fazlasıyla tehdit etmekte ise de bu iklim büyük ovalarda ve hatta Göksu gibi geniş ve derin vadi yarmalarında hayli içerilere doğru sokulmaktadır. Diğer taraftan dağlar ve yüksek platolar üzerinde irtifa tesiri ve yağışların fazlalığı yüzünden ormanların mevcudiyeti ile kendini tanıtan ve İç Anadolu�dakinden çok farklı olan bir manzara göze çarpmaktadır. Karadeniz Bölgesinde olduğu gibi � biri harici öteki dahili iki şeride ayırmak muhafık görülür. İki şeridi ayıran bu harita üzerinde kesik mavilerle gösterilen hudut doğuda Adana ovası üzerinde yükselen dağlardan geçirilmiştir. Taşeli kireçli platosunda ise yaylanın tam ortasından hudut geçirmek doğru olmayacağından sınırı platonun iç kısımlarına nakletmek muhafık bulunmuştur. Nihayet batı tarafında iç kısım ekserisi yer altında cereyanlı göller ihtiva eden çukurluklarıyla hususi bir manzara arzetmektedir. Şu halde Akdeniz Bölgesinin iç kısmı burada bir göller bölgesi teşkil eder ki depresyonları dahilinde kısmen İç Anadolu karakteri seçilir. Tefenni ve Acıpayam yüksek ovaları da nispeten kuru iklimleriyle bu dahili kısımda yer almaktadır. Bununla beraber dağlardaki sert ormanlarının mevcudiyeti ve yağış miktarlarının umumi durumu da gösterir ki dahili kısım İç Anadoludan bariz suretle farklıdır.
Akdeniz Bölgesi iki tali bölgeye ayrılarak bunları her birinin başlıca merkezini teşkil eden Antalya ve Adana şehirlerinin adı verilmiştir. Memleketimize ait Akdeniz kıyıları bu denizin doğu kısmında bulunduğu için Karadeniz Bölgesinde olduğu gibi doğu ve batı Akdeniz bölgeleri şeklide ad vermek muvafık görülmedi. Antalya bölgesi Antalya düzlüğünün her iki tarafında da batı Toros avarazının uzun çukurlarla birbirinden ayrılmış sık dağ sıraların ın manzarasını göstermseiyle seçilir. Adana Bölgesi denilen doğu kısımda ise Toroslar bilakis geniş kalker platolar manzarası göstermekte ve ancak daha doğuya doğru bu platolar üzerinde Boklar Dağlar�ıyla Aladağların yüksek sıraları meydana çıkmaktadır. Bu dağların önünde Adana Ovası küçük bir vahdet meydana getirdiği gibi Amanos Dağları�nın doğusundaki Hatay Ovası da buna mümasil ikinci bir vahdet teşkil eder.

5.İÇ ANADOLU MINTIKASI
Bundan evvel sayılan kenar mıntıkalar arasına yerleşmiş bulunan ve doğuda Doğu Anadolu mıntıkasına intikal eden İç Anadolu ,avarız çizgilerinin kuvvetini kaybetmesiyle kendini tanıtır ve ancak kenarlara doğru bu avarız yeniden kuvvetlenir. İç Anadolu dağları üzerinde münferit orman kümeleri görülebilirse de yağışların azlığı ile ilgili olarak,step karakteri burada daha barizdir. Tabii şartların iskan üzerinde etkisi şudur ki İç Anadolu�da büyük ovaların kenar kısımları insan tarafından oldukça işgal edilmiş vaziyette ise de orta kısımları az ve ekseriya muvakkat iskan edilmiş durumdadır. Halbuki ,kenar mıntıkalarda bunun aksine olarak,ovalar,bataklık ve göl ile işgal edilmedikleri takdirde umumiyetle ortalarına kadar iskan edilmiş bulunurlar. Diğer taraftan , meskenlerin tarzı ve inşa malzemesi bakımından iç ve kenar bölgeler arasında farklar görüldüğü gibi, umumi ziraatin de hububat nadas münavebesi de bilhassa İç Anadolu karakterindendir.
Bu umumi vasıf içinde bir takım mahalli hususiyetler sezmek ve buna göre birtakım tali bölgeler ayırmak mümkündür.
Bunlardan Konya bölgesi büyük bir kapalı havza manzarası göstermekte ve bu havza,hafif sırtlarla tali kompartımanlara ayrılmakta( Konya ovası, Tuz gölü çukuru,vs.) ve üzerinde de ayrıca münferit avarıza rastlanmaktadır. Tuz gölü şimalindeki münferit avarıza (Paşadağı,Karacadağ) dayanan iklimi vasıflı bir hudut, bu bölgeyi Yukarı Sakarya bölgesinden ayırır. Burada bilhassa Sakarya nehri ve tabileri vasıtasiyle Karadenize doğru akış mevcut olduğu gibi tekmil bölge, doğu yarısında daha ziyade şimaldoğu istikametli dağlar( Yuva dağı,Elma dağı,Ayaş dağları) ,batı tarafında ise bilhassa şimalbatı istikametli dağlar (Sivrihisar dağları gibi) ile arızalanmış ve bu sıraların arasına da birtakım çukurlar girmiştir. Konya mıntıkasının orta ksıımları ziraate az müsait stepler halinde iken burada büyük mikyasta hububat ziraati yapılabiliyor.
Orta Kızılırmak bölgesi, plato karakteri ile daha ziyade yüksek ovalar manzarası gösteren Konya bölgesinden farklı bulunduğu gibi, geniş çukurlarla ayrılmış eşikler ihtiva eden yukarı Sakarya bölgesinden de ayrılır. Burada platolar, Delicesu ve Kızılırmak gibi başlıca vadiler tarafından hayli yarılmış bulunmaktadır. Şimalde göze çarpan bahçe zeriyatı dışında burası daha ziyade bir hububat sahasıdır. Bölgenin cenubunda Erciyes ve Hasan dağı etrafındaki tüf sahasında bahçecilik yeniden kendini gösterir. Bunula beraber bu Niğde-Nevşehir-Kayseri havalisi,ayrı bir bölge teşkil edecek kadar geniş görülmemiştir.
Nihayet , bu bölgeden doğuya doğru gidilecek olursa Yukarı Kızılırmak bölgesi adını verebileceğimiz bir bölgede dağların yükseldiği ve yüksek düzlüklerle birbirinden ayrılmış, ekserisi şimaldoğu istikametli dağ sıralarının devamlı platolar yerine kaim olduğu görülür. Orta Kızılırmağın az yüksek sahalarında bulunmayan ormanlar burada tekrar gözükmeye başlarlar. Bununla beraber aradaki sahalar step karakteri gösterdiğinden bu kısım yine İç Anadolu�ya dahil bulunmaktadır.
Buradaki avarızın ana çizgileri , Toros dağlarıyla şimal kenar dağları arasına girmiş bulunan ve Doğu Anadolu�da yukarı Aras ve Karasu mecralarına paralel sıralar teşkil eden dağların temadisine bağlanabilirler.
6. DOĞU ANADOLU MINTIKASI
Bu yüksek ve arızalı geniş mıntıka,memleketimizin doğusunda bütün iç kısmı ihtiva etmekte, doğu ve şimal doğuya doğru devlet hudutlarının ötesinde de uzanmaktadır.
Mıntıkayı şimalbatıdan tahdit eden hudut,–evvelce söylendiği gibi�iklimi olduğu kadar morfolojik bir mahiyet arzetmekte ve bir taraftan Kura, Yukarı Fırat , diğer taraftan Çoruh ırmakları arasındaki su bölümü çizgisini hemen hemen takip etmektedir. Yukarı Kızılırmak bölgesi cihetindeki hudut, merkezi silsilenin kollarıyla asıl Torosun temadisini birbirinden ayırır. Cenupbatıda Seyhan ve Ceyhan nehirleriyle tabilerinin derin boğazlarda gömüldüğü , avarızın yeniden kuvvetlendiği, Akdeniz yakınındaki dağlarda görülen ormanların başladığı sahalar Doğu Anadolu�dan ayrılmıştır. Nihayet cenupta , Torosun dış sırasının Doğu Anadolu�ya kenar teşkil ettiği kısım, tamamiyle Doğu Anadolu mıntıkası içine alınmıştır. Torosun bu dış sırası, cenupdoğu Anadolu etrafında geniş bir kavis teşkil etmekle beraber Siirt yakınında cenuba doğru bu dağlık kenarın bariz bir köşe meydana getirdiği de görülmektedir.
Bu geniş mıntıka içinde birtakım tali bölgeler ayırmak mümkündür. Mıntıkanın incelerek batıya doğru uzanan kısmı Fırat nehrinin iki büyük kolu etrafında uzanmakta, Muş batısından itibaren Murat vadisini ve Aşkale civarından itibaren de Karasu vadisini ihtiva etmektedir. Bu kısma yukarı Fırat bölgesi adı verildi. Bölgede yalnız dış Toros kavsinin cenup yamaçları Dicle�ye su göndermekte ve cenupbatı ucunda Elbistan ovası, hidrografya bakımından Ceyhan�a tabi bulunmaktadır. Bu son ova ,teşekkül bakımından Malatya ovasından ayrılamaz. Yukarı Fırat bölgesinin avarızı , asıl Torosların evvela şimaldoğu, sonra doğuya doğru kıvrılan uçları (Munzur dağları ve devamı) ve dış Toroslar tarafından meydana getirilmiştir. Bölge , daha küçük taksimata ayrılabilirse de pratik bakımdan daha ileriye gitmeye lüzum görülmemiştir.
Torosun dış kavsi cenupdoğu da İran cenup silsilelerine Hakkari dağları ile bağlanmaktadır. Bu dağlar hakiki alp karakterini haiz,yüksek derin vadilerle yarılmış, az meskun bir kütle teşkil ettiği için Torosların diğer kısımlarından az çok farklı bir saha gibi ele alınabilir.
Yukarı Fırat bölgesinin doğusunda büyük basalt platoları başlamaktadır. Aynı zamanda vasati irtifa artmakta, dağ sıralarının istikameti değişerek bunlar birbirlerinden ayrılmakta , aralarına geniş yüksek düzlükler yerleşmiş bulunmaktadır. Yukarı Fırat bölgesinde mevcut bahçe ziraati,burada� Van gölüne açılan bazı vadi boyları müstesna�yok gibidir. Doğu Anadolu�nun bu doğu kısmında ağrı dağı ile Erzurum cenubundaki Palandöken dağı arasında Karasu-Aras vadilerine paralel bir surette uzanan büyük bir sırt , birbirinden farklı iki tali bölge ayrılmasına müsaittir. Şimalde yüksek düzlüklerin hakim olduğu Erzurum- Kars bölgesi uzanır. Cenupta ise, ekserisi murat nehri boyunca dizili çukur ovalar ve bunlardan Nemrut-Tendürek volkan dizisi ile ayrılmış Van gölü havzası görülür. Bu saha , birisi yukarı murat bölgesi diğeri de Van gölü havzası adı ile iki kısma ayrılabilir.

7.CENUPDOĞU ANADOLU MINTIKASI
Bu mıntıka, Torosun dış sırası önünde uzanan, sathi iltivalar ve volkan kütleleriyle az arızalanmış bulunan büyük düzlükler sahasıdır. Yukarda söylendiği gibi mıntıkanın şimal hududu dış Torosların eteğinden geçmektedir. Batı tarafında hudut olarak, Hatay çukurunun doğu kenarı alınmıştır.

Türkiyenin Coğrafi Bölgeleri

coğrafi bölgelerin özellikleri nelerdir?

Etiketler:türkiyenin coğrafi bölgeleri ülkemizin coğrafi bölgeleri türkiyenin en dağlık bölgesi neresidir türkiyenin en dağlık bölgesi ülkemizin bölgeleri türkiye coğrafi bölgeleri yurdumuzun en dağlık bölgesi neresidir yurdumuzun yükseltisi en fazla olan bölge yurdumuzun en dağlık ortalama yükseltisi en fazla ve yüzölçümü en büyük olan bölge türkiyenin yönlere göre komşuları coğrafi bölgelerimizin özellikleri coğrafi bölgeler ve özellikleri ülkemizin yükseltisi en fazla olan bölgemiz bölgelerin yükseltileri türkiyenin en büyük dağlık bölgesi ülkemiz de 7 bölge hakkın da bilgi ülkemizdeki coğrafi bölgeler türkiyenincoğrafibölgeleri ülkemizin coğrafi bölgelerinin kültürel özellikleri ve tarihi eserlerimiz 7 coğrafi bölgenin başlıca geçim kaynakları
Coğrafya: Coğrafya, insanlar ve yer (mekân) ile bunlar arasındaki ilişkiyi inceleyen bir bilimdir. Yer ve insanlar arasındaki ilişkiler coğrafyanın konusunu oluşturur.
Coğrafi veri altyapısı: Coğrafi Veri Altyapısı (CVA), coğrafi verileri etkin ve esnek bir şekilde kullanımını gerçekleştirmek üzere etkjileşimli olarak birbirine bağlanmış coğrafi veri, metaveri, kullanıcılar ve araçlardan oluşan bir yapıdır.
Coğrafi koordinat sistemi: Coğrafi koordinat sistemi, dünya üzerindeki herhangi bir yeri topografik bir nokta olarak tanımlamayı sağlayabilen bir koordinat sistemidir. Küresel koordinat sistemindeki üç bileşenden ikisi kullanılarak belirtilir. Burada aşılması gereken zorluk, dünyanın bir küre değil de (jeodezi) bağlamında yaklaşık olarak bir elipsoit ya da basık sferoit şeklinde olmasıdır.
Coğrafi keşifler: Coğrafî keşifler, 15. yüzyıl ve 16. yüzyıllarda Avrupalılar tarafından yeni ticaret yollarının bulunması amacıyla başlattıkları ve yeni okyanusların ve kıtaların bulunmasıyla gerçekleşmiş olan keşifleri ifade eder.
Coğrafi bilgi sistemi: Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) : Dünya üzerindeki karmaşık sosyal, ekonomik, çevresel vb. sorunların çözümüne yönelik mekana/konuma dayalı karar verme süreçlerinde kullanıcılara yardımcı olmak üzere, büyük hacimli coğrafi verilerin; toplanması, depolanması, işlenmesi, yönetimi, mekansal analizi, sorgulaması ve sunulması fonksiyonlarını yerine getiren donanım, yazılım, personel, coğrafi veri ve yöntem bütünüdür.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir