Uygur Destanı Vikipedi

Sponsorlu Bağlantılar
bile defa dile diz dolu gece huy uygurlar yeri Uygur Destanı Vikipedi Uygur Devleti Boozkurt Destanı türeyiş destanı uygur destanı vikipedi uygur devle..

Uygur Türeyiş Destanı

Uygur Türeyiş Destanı

Karakurum çaylarından sayılan iki nehir vardı.Bunlardan birine Tolga ve diğerine Selenga adı verilirdi.Bu nehirler akarak Kamlancu adlı bir yerde birleşirlerdi.Bu iki ırmağın arasında iki tane ağaç vardı.Bu ağaçlardan biri Fusuk ve diğeri de Farsların Naj dedikleri ağaca benziyordu.Kışın bile bunların yaprakları,servi gibi dökülmezdi.Meyvesinin tadı ve şekli ise,tıpkı Çam fıstığının tadına benzerdi.Öbür Ağaca da Tur (?) ağacı derlerdi.Bu iki ağaç da iki dağın arasında yetişerek büyümüştü.

Bir gün bu iki ağacın arasına,gökten bir ışık inmişti.Bunun üzerine,iki yanda ki dağlar yavaş yavaş büyümeye başladılar.Bu durmu gören halk ise hayretler içinde kalmıştı.İçlerinde büyük bir saygı duyarak.Uygurlar oraya doğru yaklaştılar.Tam yaklaştıkları bir sırada,kulakların çok tatlı ve güzel müzik nağmeleri gelmeye başladı.Her gece buraya bu ışık inmeye ve ışığın etrafında daotuz defa şimşek çakmağa başladı.Diğer bir gün de,aynı yerde ,ayrı ayrı kurulmuş beş tane çadır gördüler.Bunların herbirinde birer çocuk oturuyordu.Her çocuğun karşısında da,onları doyurmaya yetecek kadar süt dolu emzikler asılı idi.Çadırın tabanı da,baştan başa gümüşle döşenmişti.

Bütün boyların başbuğları ve halkı,bu garip şeyi güörmek için yerlerini bırakıp koşmuşlardı.Bu manzarayı görünce,saygıyla diz çöküp, selam verdiler.Biraz sonrada çocukları alarak dışarı çıkardılar.Besleyip,büyütülmeleri için de onları süt annelere ve dadılara verdiler.Her fırsatta onlara saygı gösteriyorlar ve ikramda bulunuyorlardı.Çocuklar artık süt çocuğu olmaktan çıkıpta,konuşmaya başlayınca,Uygurlardan ana ve babalarını sordular.Onlar da,o iki ağacı gösterdiler.Ağaçların karşısında diz çöktüler ve yeri öptüler.Bunun üzerine ağaçlar da dile gelip şöyle dediler:

”Güzel huy ve güzelliklerle bezenmiş çocuklar,böyle olurlar.Ana, babalarına böyle saygı gösterirler.Ömrünüz uzun adınız ünlü,şöhretiniz de devamlı olsun!”

O bölgelerde yaşayan bütün halk (budunlar) bu çocuklara Kağan oğullarıymış gibi saygı gösterdiler.Çocukların doğdukları yerden şehre dönülünce,onların her birine birer ad koydular.En büyüğünün adı SONKUR TİKİN,ikincisinin adı KOTUR TİKİN,üçüncüsünün adı TÜKEL TİKİN,dördüncüsünün adı,OR TİKİN,beşincisinin adı BÖKÜ TİKİN,oldu.Çocukların doğuşunda ki kutsal durumu görenler,bunlardan birinin kağan seçilmesi düşüncesine vardılar.Çünkü bunlar,Tanrı tarafından bu iş için gönderilmiş olmalıydılar.

Bu çocuklar arasında Bökü Tikin gerek güzelliği,gerekse boyu posu,sabrı,iradesi,ileriyi görüşü bakımından diğerlerinden daha ilerde idi.Ayrıca bütün milletlerin dillerini,yazılarını biliyordu.Herkes onun kağan seçilmesi üzerinde birleştiler.Büyük şenlikler yaparak onu kağanlık makamına oturttular.O memleketi adaletle döşedi,zulm saifelerini de kapadı.Onun etrafındaki adamlar,buyruğundakiler,askerleri,atları,kullar 05; gittikçe çoğalmaya başladı.

Tanrı, ona bütün diller bilen üç karga göndermişti.Nerede önemli bir olay olursa,bu kargalar hemen oraya giderler,o işn nasıl olup bittiğini gözlerler,ondan sonra da kağana haber getirirlerdi.

Böğü Kağan bir gece evinde uyurken,pencerenin önünde bir kızın hayali belirdi,onu uyandırdı.Bu hayaletten korkan Böğü Kağan,kızı görmezden geldi,kendini uykuda imiş gibi gösterdi.İkinci gece kız yine geldi,fakat Kağan yine görmüyormuş gibi yaptı ve kendini uykuda gösterdi.Sabah oldu,kağan vezire danıştı.Üçüncü gece kız yine gelince,vezir’in öğüdüne uyarak,kızı alıp AK-Tağ’a gitti,bu dağda sabaha kadar kalıp kızla konuştular.Bu buluşma ile konuşma yedi sene altı ay yirmi iki gün,her gece böyle devam etti.Ayrılacakları gün, kız ona şöyle dedi:

”Doğudan batıya kadar bütün dünya,senin buyruğun altında kalacaktır,işlerini sıkı tut iyi çalış,ayrıca insanların da değerini bil”.

Böğü kağan askerlerini topladı,onlardan 300 bin kadar seçme askerlerini Songu Tikin’in buyruğuna verdi.Ayrıca Songur Tikin’in Kıtgız ve Moğol ülkelerine akın yapmasını buyruk verdi,100 bin askerini de Kotur Tikin’in buyruğuna verdi.Onu da akın için Tankut tarafına gönderdi.Tükel Tikin’i de Tibet yönüne gönderdi,Kendiside 300 bin askerini buyruğuna alarak Hıtay(çin) yönüne yöneldi.Diğer kardeşi Or Tikin’de kendi yerine bıraktı.Etrafa giden orduların hepside başarılar kazanarak geri döndüler.Getirdikleri paralar, mallar,ganimetler,sayı ile sayılamazdı.Her yerden bir çok adamlar topladı,onların yardımı ile Orkun (Arkun)nehri kenarında Ordu Balıg adlı baş şehri kurdurdu.Doğodaki bütün ülkeler,onların buyruğu altına girmişti.

Böğü Kağan,bir gece uyurken,beyazlar giymiş bir ihtiyar gördü.İhtiyar ona yaklaştı,çam kozalağı büyüklüğünde bir yeşim taşı vererek,Böğü Kağan’a şöyle dedi.

”Eğer sen bu taşı muhafaza edebilirsen,dünyanın dört köşesi hep,senin buyruğun altında toplanacaktır!”

Böğü Kağan’ın veziri de aynı gece,aynı rüyayı görmüştü.Ertesi sabah olunca hepsi toplandılar,aralarında görüşerek bu rüyaya bir mana vermeye çalıştılar.Bunun üzerine ordularını buyruklarına alıp Batıya yöneldiler.Gide gede Türkistan sınırlarına vardılar.Burada çayır ve çimenlere döşenmiş,akar suları bol bir yere rastladılar.Herkes bu yeri beğenmişti,bunun için de bu yere bir şehir kurdular.Bu şehir şimdi Kuz Balık adı verilen,Balaşgun şehridir.(Bu şehirde yerleştikten sonra) etrafa ordular göndermeye başladılar.Bu yolla her yeri ellerine geçirmiş oldular.Yer yüzünde onlara kafa tutan,asi görünen hiç bir kimse kalmamıştı.

O kadar ileri gtmişlerdi ki,insana benzeyen acayip yaratıklara rastladılar.Bu yaratıkların elleri,ayakları hayvanlara benziyordu.Bunları görünce artık bundan sonra insanların bulunmadığını anlamışlar ve geri dönmüşlerdi.Bütün bu akınlar sırasında pek çok kıymetli eşyalar toplamışlardı.Bunların hepsini bir araya getirerek Böğü Kağan da herkesin yaptığı hizmete göre,ele geçen bu malları aralarında bölüştürdü.

Bundan sonra (Uygurların emrine giren hanlar birer birer gelerek Böğü Kağan’a saygılarını sundular).Bunlar arasında Hint padişahı çok çirkindi.Bunun için de,Böğü Kağan bu kağan’ı huzuruna kabul etmedi.Böğü Kağan bu kabul töreninden sonra,bu hanların hepsinin ülkeleerin e dönerek,illerini idare etmelerine buyruk verdi.Bundan başka bu Hanların,Böğü Kağan’a ne kadar vergi verecekleri de,ayrıca karar altına alındı.Artık yeryüzü buyruk altına alınmıştı.Böğü Kağan’ın karşısında bir engel kalmamıştı.Bunun için geri dönmeye karar verdi,kendi yurduna geldi.

”Uygurların dinleri başka idi.Uygurlar sihirbazlığı iyi biliyorlar,kendi büyücülerine (din adamlarına) Kam adını veriyorlardı.Bu büyücüler,”Şeytanlar bize bağlıdır,ne olup biterse,bize gelip haber verirler,” diyorlardı.Onlara göre kendileri olmuş ve olacak her şeyi bilip,ona göre tedbir alacak durumda idiler.Bu büyücülerin durumunu tetkik için,bazı kimseler onların yanıa gitmişlerdi.Bu kişiler bana (Cüveyniye) şöyle dediler:

Güya şeytanlar,onlerın pencerelerinin önlerine gelir ve büyücülerle konuşurlarmış.Büyücüler,insanlara kötülük getiren bu ruhların bazılarıyla dostluk bazılarıyla düşmanlık güdüyorlardı.(Cüveyni bu kamları bazı gerçek dışı batıl hareketlerini anlattıktan sonra,Böğü Kağn’ın daha gerçekçi ve akılcı bir dine inanmak için olacak ki,Çin’den din adamları çağırtarak Mani dinini kabulünü anlatmaya devam eder).

Türeyiş Destanı

1) Destan Hakkında Bilgi

Bir Uygur destanıdır. Büyük Türk İmparatorluğunu Göktürklerden devralan Uygur Türkleri, Türeyiş Destanı ile soylarının vücud buluşunu anlatırken, aynı zamanda da bütün Türk boylarında hakim bir inanış olarak beliren soyun ilahî bir kaynağa bağlanması fikrini bir kere daha belirtmiş olmaktadır.

Türeyiş destanı aslında büyük bir destanın başlangıç kısmına benzemektedir. Büyük bir ihtimalle Göktürk-Bozkurt destanı gibi Uygur-Türeyiş destanı da, ilk büyük Türk destanı olan Yaradılış destanının etkisi altında gelişip, meydana getirilmiş, daha dar muhitin veya daha tecrid edilmiş, kavimleşmiş bir soyun küçük çapta bir yaradılış destanıdır. Nitekim, yine bir Uygur destanı olan Göç destanı, Türeyiş destanının tabii bir devamı intibaını vermektedir.

Prof. Dr. Bahaeddin Ögel’in Türeyiş destanı ile ilgili incelemesinde bu efsane bir yaratılış destanı olarak kabul edilmiştir. Çünkü ağaçtan doğan bu beş çocuktan önce de Uygur halkı çoktan yaratılmış ve hayatta idiler. Uygurlar Göktürk devletinin M.S. 630’da yıkılmasından sonra Budizm ile temasa gelmişler ve bu dini benimsemeye doğru gitmişlerdi. M.S. 763’te üçüncü Uygur kağanı Bögü Kağan, Mani dinini Uygur devletinin resmî dini kabul etti. Efsanenin bir kahramanı olan Bögü Kağan, Mani dinini kabul eden ve yayan bir kağandır. Efsânenin gerek konu, gerekse dayandığı inançlar bakımından Mani dininin prensipleriyle kurulmuş olması gerekirdi. Fakat, bu efsanede eski Türk inanç ve efsaneleri ağır basmış ve efsanenin ana motifleri, eski Ortaasya Şamanizminin unsurları ile donatılmıştır. Bu sebeple eski Türk inançları Maniheizm ile Budizm’i adeta efsanenin dışına itmişlerdir.

Çin ve İran kaynakları bu efsaneden çokça söz etmişlerdir.

2) Yapılan İlmî Çalışmalar

J. Margurat, kaynaklardan hareketle metni özet halinde bastırmıştır. Yazıtın Çince orijinal metnini Türkçe’ye Bahaeddin Ögel çevirerek yayımlamıştır.

(B. Ögel, Sina-Turcica, Taipei, 1964, s.9-27)

3) Tarihî Kaynaklar

Uygurların kökeni ile ilgili efsane hakkında en önemli kaynaklardan birisi, şüphesiz ki İran tarihçisi Melik Atâ Cüveynî tarafından yazılmış olan eserdir. (Cüveynî, Tarih-i Cihan-Gûşa, Gibb Memorial Series, Leiden, 1912, I, s.39 v.d.)

İkinci önemli kaynak da son Uygur hükümdarlarından Temür Buka adına dikilmiş olan mezar taşı yazıtıdır. Bu yazıtın metni sonradan özet olarak Çin tarihlerine geçmiş ve bazı Avrupalı yazarlar da ikinci elden kaynaklardan bu bilgileri özet olarak aktarmışlardır. (J. Marquart, Guvanî’s Bericht über die Bekegrung der Uiguren, SBAW, 1912, s.486-502.)

Uygurların türeyişi ile ilgili kaynaklara üçüncü olarak bir Çince kaynak eklenebilir. Batı ilim aleminin habersiz olduğu bu kaynak da bir mezar yazıtıdır.

Temür Buka’nın yazıtının Uygurların menşei ile ilgili girişi, daha önceleri de başka münasebetlerle bazı yazıtlarda yazılmış bulunuyordu. Çünkü Cüveynî kitabına aldığı efsaneyi yine Uygurların başkentindeki bir yazıttan okumuş veya okutmuştu. Temür Buka’nın yazıtı Orhun ırmağı kenarlarından göçmelerinden hemen hemen 500 sene yâni M.S. 1314’ten sonra, Turfan’da yazılmıştı. Öyle anlaşılıyor ki Cüveynî zamanında Orhun kıyılarındaki eski Uygur başkentinde yâni Ordu-Balıg şehrinde kaybolmamış bu gibi yazıtlar bulunuyordu. Temür Buka’nın yazıtını yazanlar da elbette ki bu gibi yazıtlardan istifâde etmişlerdir. Cüveynî’nin Orhun kıyılarındaki daha orijinal ve daha eski yazıtı görmüş olması çok muhtemeldir.

4) Metin Durumu

“Alp Er Tunga” menkıbesinin âdeta bir nevî devamı olmak üzere “Uygur” dairesini gösterebiliriz. Çin kaynaklarından nakledilen menkıbe Uygur hükümdarlarının menkıbevî menşeini gösteren bir menkıbedir. Herhalde bu menkıbenin “Tungatekin” menkıbesi gibi başlıca şehirli Türkler arasında geliştiği ve medenî bir gelişme kazanan “Doğu Türkistan” Uygur merkezlerinde-Maniehistler tarafından – birbirinden farklı rivayetler halinde tespit edilerek sonraları bir taraftan Çin vâkâyinâmelerine diğer taraftan H.8. yüzyıla kadar İslâm kaynaklarına – birbirinden pek az farkla – nakledildiği anlaşılıyor.

Tarihçi Alâüddin Atâ Melik Cüveynî, H.658’de yazmış olduğu Tarih-i Cihan-gûşa adlı eserinde yine Uygur kaynaklarına dayanarak bu menkıbeyi nakleder. Moğollar arasında, İslâmiyet tesiri daha göze çarpmadığı zamanlarda yazılmış olduğu için “Cüveynî” bu menkıbeyi İslâm zihniyetine göre değiştirmek mecburiyetini hissetmiştir. Buna göre “Cüveynî”den aldığımız şekilde Çin kaynaklarındaki şekil arasında pek az bir fark vardır.

Destan nesir halindeki bir metinden oluşmakla beraber, yer yer dörtlüklerden oluşan ağıt ve türküleri de ihtiva etmektedir.

5) Tarihî ve Coğrafî Durum

Uygurlar 300 senelik bir süre içinde, Göktürklerin hakimiyeti altında kaldıktan sonra M.S. 744’te büyük bir imparatorluk kurmayı başarmışlardır. “Hsieh” ailesi Uygurlardandır. Onların ataları Göktürk kağanlarının meşhur veziri Tonyukuk idi. Tonyukuk aslen bir Çinli idi. Çinlilerin Sui sülalesinin Çinde egemen olduğu bir çağda (M.S. 581-618) Çin ülkelerinde büyük karışıklıklar olmuş ve Göktürkler de Çin içlerine doğru girmişlerdi.

Tonyukuk, Göktürk ülkelerini idare etmek için bir çok planlar yapmıştı. Bilge Kağan ölünce memleketinde bir çok karışıklıklar çıktı. Bilge Kağan’ın hatunu halkı ile birlikte Çin’e geldi ve Çin imparatorluğuna tabî oldu. Göktürklerin bırakıp geldikleri topraklar da bu yolla Uygurların eline geçti. Uygurlar buralara yerleştiler türeyip, çoğaldılar.

Efsane aynı zamanda Uygurların meşhur hükümdarı Bögü Han’ın akınları, milleti için yaptıkları ve onun hükümdarlık dönemini de anlatmaktadır.

Uygur türeyiş efsanesinde dış tesirler ne kadar güçlü olursa olsun, yine de eski Türk özelliğini muhafaza edebilmiştir. Türeyiş destanı, İslâmiyet öncesi bir Türk destanıdır. İslâmiyetin kabulünden önceki Türk devletlerinden olan Uygurların, türeyip çoğalmaları anlatılmaktadır.

Coğrafî Durum: Dağlardan çıkan Tamır ırmağı ile Orkun ırmakları büyük bir kıvrım yaparak kuzeydoğuda birleşirdi. Bu iki ırmağın arası eski Ortaasya İmparatorluklarına başkentlik yaptığı gibi ilk Uygurlara da yurtluk etmişti. Orhun nehri kaynağını Kara-Karum denilen dağdan alırdı. Orhun ırmağının kıvrımına kavuşan bir suyun kenarında Uygurların başkenti Ordu-Balıg şehri vardı. Yine buraya yakın bir başka çayın üzerinde Moğol İmparatorluğunun başkenti Kara-Karum şehri kurulmuştu. Uygurların kuzey sınırları Orhun ve Tola nehrinin birleştikleri yerlere kadar uzanıyordu. Cüveynî’nin eserinde Bijen Pehlivan ile Magu-Balıg da geçmektedir.

Tola ve Selenge ırmakları da önemlidir. Orhun ve Tamır nehirlerinin ortasındaki ovanın kuzey doğusundan Selenga ırmağı başlıyordu. Çince kaynaklarda da çok açıkça görülüyor ki, Uygurlar Ötüken’e çok yakın bölgelerde yaşamışlar ve türemişlerdi.

Uygurların çok kuzeyde, ta Baykal gölünün güneyinde ortaya çıktıkları da ileri sürülmüştür.

6) Özet

a) Cüveynî’ye Göre Uygurların Türeyiş Efsanesi

“Kara-Korum çaylarından sayılan iki nehir vardı. Bunlardan birine Toğla ve diğerine de Selenge adı verilirdi. Bunlar Kamlancu adlı yerde birleşirlerdi. İki ırmağın arasında kışın bile yaprağını dökmeyen, meyvesinin tadı ve şekli çam fıstığınınkine benzeyen iki ağaç yetişmişti. Bir gün bu ağaçların arasına gökten bir ışık indi. Bunun üzerine yandaki dağlar yavaş yavaş büyümeye başladılar. Bu durumu gören Uygur halkı ağaçlara doğru şaşkınlık ve saygı ile yaklaştı. Kulaklarına çok tatlı ve güzel nağmeler geliyordu. Her gece buraya bir ışık inmeye ve ışığın etrafında da otuz defa şimşek çakmaya başladı. Başka bir gün ayrı ayrı konulmuş çadırların her birinin içinde birer erkek çocuk gördüler,onları alıp beslediler. Çocuklar süt çocuğu olmaktan kurtulup konuşmaya başlayınca anne ve babalarını sordular. Onlara ağaçlar gösterildi. Ağaçlara anne ve babaya gösterilen saygıyı gösterdiler. Ağaçlar dile gelip onlara, ömürlerinin uzun, ad ve şöhretlerinin devamlı olmasını diledi. O bölgede yaşayan bütün kavimler, çocuklara hükümdar oğluymuş gibi saygı gösterdiler, her birine bir ad koydular: Sonkur Tegin, Kotur Tegin, Tükel Tegin, Or Tegin, Bökü Tegin. Çocukların doğuşundaki kutsallık halkı düşünmeye itti. Tanrı tarafından gönderildiklerini düşündükleri bu çocuklardan birinin hükümdar olarak seçilmesi kararına vardılar. Bögü Tekin, bütün milletlerin dilini ve yazılarını biliyordu. Herkes onun Han olarak seçilmesi konusunda birleşti. Şenliklerle hanlık tahtına oturtulan Bögü Han, memleketi adaletle yönetti, zulüm bitti, maiyeti, askerleri ve atları çoğaldı.

b) Çin Kaynaklarına Göre Türeyiş Efsanesi:

“Uyguristan”da Hulin adlı bir dağ vardı ki, ondan, Tuğla ve Selenga adlı bir nehir çıkardı. Bir gece oradaki bir ağacın üstüne gökten mucizevî bir ışık indi. İki nehir arasında yaşayan halk, bunu dikkatle takip etti. Ağacın gövdesinde gebe kadına benzeyen bir şişkinlik belirdi. O ışık dokuz ay on gün, o şişkinliğin üzerinde durdu. Bu müddetin bitişinde, o şişkinlik yarıldı, içinden beş çocuk çıktı. O memleket ahalisi onları alıp büyüttüler. Bunların en küçüğünün adı Buğuhan idi. Çalışma yaşına girer girmez herkesi hükmü altına alarak hükümran oldu. Otuz batıdan fazla bir zaman geçtikten sonra “Yulun Tegin” hükümran oldu. Çinlilerle bir çok harplerde bulundu. Nihayet bu hale bir son vermek için oğlu Gali Tegin, Çin hükümdar ailesine mensup “Kiu Lien” adlı bir kızı almaya karar verdi. Bu prenses sarayını “Hulin pili poli” yani “Hatun dağı”nda kurdu. Bu civarda Tanrı dağı isminde bir dağ güney tarafında da küçük dağ şeklinde ve Kutlu Dağ adını taşıyan başka bir kaya vardı. Hulin’e Çin sefirleri bakıcılarıyla birlikte geldiler. Onlar kendi aralarında dediler ki: Hulin’in saadeti bu kayaya bağlıdır; bu hükümeti zayıflatmak için onu mahvetmeli mi? Bunun üzerine Tegin’i bularak Çinlilerle akdettiği bu izdivacın karşılığı olmak üzere o kaya parçasının kendilerine verilmesini istediler. Tegin razı oldu. Lâkin kayanın büyüklüğü yerinden kımıldatılmasına mâni oluyordu. Kayanın etrafını odunlarla doldurup ateşe verdiler, kayayı iyice kızdırdıktan sonra üzerine keskin sirke dökerek parçaladılar. Sonra o parçaları arabalara koyarak Çin’e götürdüler. Bu büyük bir hadise oldu: Memleketteki bütün kuşlar, hayvanlar, ağaçlar ve kayalar rüzgar ve dereler kendi dilleriyle bu kayanın gidişine ağladılar. Bundan yedi gün sonra da Tegin öldü. Ondan sonra bu memleket felaketten kurtulmadı. Halk, asla rahat yüzü görmedi. Irmaklar, göller kurudu, toprak mahsul vermez oldu. “Yulun Tegin” den sonra hükümdarlardan bir çoğu süratle öldüler. Bunun üzerine hükümdarlar payıtahtlarını Hoço’ya nakletmeye mecbur oldular ve hâkimiyetlerini oradan Beş-Balığ’a kadar genişlettiler.

Türeyiş Destanı ^tarih^

Eski Hun beylerinden birinin çok güzel iki kızı vardı. Bu bey kızları ile ancak Tanrıların evlenebileceğini düşünüyordu. Bu sebeble ülkesinin kuzey tarafında yüksek bir kule yaptırarak iki güzel kızını Tanrılarla evlenmek üzere buraya yerleştirdi.

Bir süre sonra kuleye gelen bir kurdun Tanrı olduğu düşüncesiyle kızlar bu kurtla evlendiler. Bu evlenmeden doğan Dokuz Oğuzların sesi kurt sesine benzerdi. Göç Destanı Uygurların yurdunda “Hulin” isimli bir dağ vardı. Bu dağdan Tuğla ve Selenge isimli iki ırmak çıkardı. Bir gece oradaki bir ağacın üzerine gökten ilâhi bir ışık indi. iki ırmak arasında yaşayan halk bunu dikkatle izlediler. Ağacın gövdesinde şişkinlik oluştu, ilâhi ışık dokuz ay on gün şişkinlik üzerinde durdu. Ağacın gövdesi yarıldı ve içinden beş çocuk göründü. Bu ülkenin halkı bu çocukları büyüttü. En küçükleri olan Buğu Han büyüyünce hükümdar oldu. Ülke zengin halk mutlu oldu. Çok zaman geçti. Yuluğ Tiğin isimli bir prens hükümdar oldu.

Çinlilerle çok savaştı. Bu savaşlara son vermek için Oğlu Galı Tigini bir Çin prensesi ile evlendirmeğe karar verdi. Çinliler , prensese karşılık hükümdardan Tanrı dağının eteğindeki Kutlu Dağ adını taşıyan kayayı istediler. Gali Tigin kayayı verdi. Çinliler kayayı götürmek için kayanın etrafında ateş yaktılar, kaya kızınca üzerine sirke döktüler. Ufak parçalara ayrılan kayayı arabalara koyarak Çin’e taşıdılar. Memleketteki bütün kuşlar, hayvanlar kendi dilleriyle bu kayanın gidişine ağladılar. Bundan yedi gün sonra da Gali Tigin öldü. Kıtlık ve kuraklık oldu .Yurtlarını bırakarak göç etmek zorunda kaldılar.

Buraya kadar kısaca tanıtmağa çalıştığımız Türklerin ilk dönem edebî eserleri olan Yaratılış, Alp Er Tunga, şu, Oğuz Kağan, Ergenekon, Türeyiş ve Göç destanları bugünkü bütün Türk Cumhuriyet ve Topluluklarının ortak destanları olarak kabul edilmektedir.

Büyük bir ihtimalle XV. yüzyılda yazıya geçirildiği kabul edilen “Dede Korkut Hikâyeleri” nin Hun-Oğuz Destan dâiresinden ayrılmış destan parçası olduğu görüşü oldukça yaygındır.

Dede Korkut Hikâyeleri ve bu hikâyelerin hem anlatıcısı hem de kahramanlarından biri olan Dede Korkut bütün Türk dünyasında ortak olarak tanınan sözlü ve yazılı gelenekte yaşatılan önemli eserlerden biridir. Türklerin X. yüzyılda büyük kitleler halinde islâmiyeti kabul etmelerinden ve Oğuzların büyük bir bölümünün batıya bugünkü Anadolu topraklarına göçmelerinden sonra gerek Orta Asyada gerek Anadolu , Balkanlar ve Orta Doğuda, Türkler farklı siyasî birlikler içinde yaşamışlardır. X. yüzyıldan sonra teşekkül eden destanlardan Köroğlu dışındakiler Türk topluluk ve guruplarının iletişimleri ölçüsünde yaygınlaşmıştır. Köroğlu destanı XVI. yüzyılda Anadolu’da teşekkül etmiş ve hemen hemen bütün Türk dünyası tarafından benimsenmiş ve çeşitlenerek yaşatılmaktadır.

İslâmiyetin Kabulünden Sonraki Türk Destanları Karahanlı hükümdarı Satuk Buğra Han X. yüzyılda islâmiyeti resmen devlet dini olarak kabul etmiştir. islâmiyetten sonra ilk teşekkül eden destan da bu hükümdarın islâmiyeti kabul ve yaymak için yaptığı mücadelelerin efsanelerle zenginleştirilerek anlatımıyla doğmuştur. Bu destanın bir elyazmasında bulunan metni kısaca şöyle özetlenebilir.

Etiketler:türeyiş destanı uygur destanı vikipedi uygur devleti boozkurt destanı türeyiş destani tureyis destanı uyğur türeyş türeyiş uygur devleti türeyiş destanı uygur devletinin türeyiş destanı türyi tweriyş destanı türeyi TÜREYİŞ destanı uygur devletinin destanları göç ve türeyiş destanı türeyiş destanı ve uygurların göç ve türeyiş destanı türeyis destani tureyis destani türeyiş destanı vikipedi
Uygurca: Uygurca (ئۇيغۇرچه Uyghurche, veya ئۇيغۇر تىلى Uyghur tili), Uygurlar tarafından konuşulan, Türk dillerinden Uygur grubudur.
Uygurlar: Uygurlar, (Uygurca: ئۇيغۇر ýuyghur) çoğunluğu Çin Halk Cumhuriyeti'ne bağlı Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde yaşayan Türkî halktır.
Uygur Kağanlığı: Uygur Kağanlığı (Çince: 回纥), 742 - 840 yıllar arasında varlığını sürdüren Türk Kağanlığı. Uygur soylularının yönetimi altında oluşmuş bir kabileler federasyonuydu.
Sincan Uygur Özerk Bölgesi: Sincan Uygur Özerk Bölgesi, (Çince: 新疆维吾尔自治区/新疆維吾爾自治區, pinyin: Xīnjiāng Wéiwú'ěr Zìzhìqū; Uygurca:شىنجاڭ ئۇيغۇر ئاپتونوم رايونى Shinjang Uyghur Aptonom Rayoni), Çin Halk Cumhuriyeti sınırları içerisindeki Sincan Uygur Özerk Bölgesi, Doğu Türkistan olarak da adlandırılır.
Vikipedi:Vikipedist: Vikipedi'de yeni sayfa oluşturarak veya değişiklik yaparak katkıda bulunan herkes Vikipedist olarak adlandırılır.
Vikipedi. Sanal Ansiklopedi: Vikipedi. Sanal Ansiklopedi (), Vikipedi'nin varoluş tarihine, güncel durumuna ve mevcut sorunlarını ele alan Azerice kitap.
Vikipedi:Vikipedikolik: Vikipedikolik veya Vikikolik, Vikipedi bağımlılığı olan kişi. Devamlı açık olan internet tarayıcısında "Son değişiklikler"'i (hafif formunda İzleme listesini) sık sık kontrol etmeyle karakterizedir.
Vikipedi:Vikipedi Türkçe Bunalım Tarihçesi: Canı sıkılan, bunalan, sıcaklardan pestile dönen, sataşacak yer arayan, bahane arayan, takla atan, iş arayan, aş arayan, eşine kızan, patronuna kızan, etnik derdi olan, insanlığı ile problemi olan, polemik yapan, polemik yapmak isteyen, miyavlamak isteyen, koşmak isteyen, haykırmak isteyen bu sayfada yaz boyunca serbest olarak ve kişisel hakaret yapmadan ve bulunmadan istediği ciddi ya da geyik bulduğunu yazsın ve rahatlasın.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir