Uzaylılar Hakkında Bilgiler

Sponsorlu Bağlantılar
askeri atla atom enerjisi bilim adamlari bunu bunun egemen gece hangi kenti metin montiel orada orta steno tek bir uzayli wendelle c stevens yil yrb Uzaylılar Hakkında Bilgiler Uzaylilar Hakkinda Bilgiler uzaylılar hakkında bilgi uzaylılar hakkında bilgil..

Profosör Hernandez’e Uzaylılar Hangi İnanılmaz Bilgileri Verdiler ?

Asagidaki metin hakkinda ön bilgi:

UFO’lariyla dünyamizi ziyaret eden varliklar 1972 yilinda, bir üniversite profesörü, immünoloji arastirmacisi ve Meksika Atom Enerjisi Komisyonu’nun önde gelen üyesi olan dünyaca ünlü Meksikali bir bilim adami olan Prof.R.N.Hernandez ile temas kurdular. Temasçi genç bir kadin görünümündeydi. Kadin, ANDROMEDA Takimyildizindaki (net görüntü ve resimleri son yillarda Hubble teleskobundan saglandi) INXTRIA gezegeninden geldigini söylüyordu. Bu varlik, profesörle çok önemli bilimsel ve sosyolojik sorunlari tartisti ve ona son derece önemli bilgiler verdi ; profesörü uzay gemisine götürerek dünyamizla ilgili pek çok ilginç sey gösterdi. Bu görüsme ile ilgili tüm bilgiler Profesör’ün “kayboldugu” 1984 yilina dek yapilan temaslarin , yüzlerce sayfa günlük notlari, steno ile kaydedilmis konusmalar, tanimlamalar vb’den olusmaktadir. Orjinali ispanyolcadir.

Asagida bu belgelerden derlenen UFO isimli Yrb. Wendelle C. Stevens ve Zitha Rodriguez Montiel tarafindan derlenen kitabin 156-170.ci sayfalarinda geçen bir LYA (uzayli kadin) ve Prof.Hernandez arasinda konusmaya yer verilmistir.

************************************************** ********************

” Zamaninizdan alti milyon yil önce , kitalarin tümü tek bir kara parçasi meydana getiriyordu. Bunun üzerinde yasayan uluslar birbirlerine oldukça yakindilar. Ancak, bir gece, deniz, Atlantis dediginiz kenti tümüyle yutuverdi. Bu büyük karanin orta yerinde yasayanlar, kara ikiye bölününce boguldular. Oldukça bilgiliydiler ancak daha çok bilgi toplamak istemeleri topyekun mahvolmalarina neden oldu.”

“Orada o büyük kentte, Atlantisli bilim adamlari, askeri üstünlük kazanabilmek için çabaliyorlardi. Bunu yapacak zihinsel kapasiteye ermemis olmalarina karsin, tüm galaksiye hakim olmak istiyorlardi. Niyetleri, dünyaniza ve sistemin tümüne kayitsiz sartsiz egemen olmakti. “

“Atlantisliler, günes sisteminin Maldek ( Maldek=Marduk=niburu olmasin? ) denen gezegeninden gelmislerdi. (Bugün orasi astroid kusagi olarak biliniyor.) Bu gezegen , SiON’dan gelen ve bilimsel ilerlemeleri nedeniyle büyük güç kazanmis varliklarin siginagi olmustu. Neyse, günün birinde, bilim adamlari kendi aralarinda anlasmazliga düstüler ve bazilari Dünya’ya göç ettiler. O zamanlar, dünya , günes sisteminin dördüncü gezegeniydi. Bu sömürgeciler, dünyanin, burada eskiden beri oturan diger sakinleri için çekilmez hale geldiler ; çünkü , gelismis silahlariyla onlari tehdit ederek küçük uluslara boyun egdiriyor ., sapik amaçlarini ve egemenliklerini bu sulahlarla gerçeklestiriyorlardi. Dünya, baska gezegenlerden gelenler için büyük bir siginak olmustu. Bunlar arasinda, gerek örf ve adetler gerekse genetik olarak büyük farkliliklar vardi. Zengin minerallerden dolayi yeni bir yerlesim bölgesi olusturan bu gezegen, birçok uygarligi çekiyordu kendine. O zamanlar, sadece tek bir kara vardi. Gezegeniniz, Maldek gezegeninden büyük kuskularla gözetlenen bir serayi andiriyordu. “……………

………….”Bu silah bir antinükleer reaktöre ve antienerjiye sahipti; böylece, ayni zamanda hem molekül parçalayici, hem manyetik denge bozucu, hem de güç nötrallestirici ve her çesit enerjiye karsi alici gibi kullanilabiliyordu. Onunla hayati ve hareketi kontrol edebiliyorlardi.”

“Sayesinde, o güne dek erisilmemis bir güce sahip olduklari bu silaha antimadde cihazi adini verdiler. o devrin konvansiyonel silahlari ile bu antimadde silahi arasindaki fark bir uçurum kadar derindi. Diger silahlar, maddeyi yok edebiliyorlari, organik enerjiyi degil. Ama yeni ve onlara göre müthis kesifleri, onlara insanoglunun psisik ve spiritüel enerjisini yok etme olanagini sagliyordu. Evet, bu silah, biri maddesel öteki de spiritüel olan her iki varligi da yok edebiliyordu.”

” Pardon LYA, ‘ her iki varlik’ sözüyle ne demek istediginizi anlayamadim? “

” Evet, sizler, insanin psisik ve organik bilesim maddelerine, ruh ve madde diyorsunuz. Bunlar birer varliktir. sizin ruh dediginiz varlik, konvansiyonel ölümle yok olmaz. Onun enerjisi ölümden sonra da devam eder. Ama bu silah, hareket halinde olsun olmasin, (yasasin, yasamasin) titresimsel ya da psisik varligi bütünüyle yok ediyordu. Bir kez hedefe dogru yönlendirildi mi, artik hedefinin sesini arayip buluyordu. Bu, ses, o bölgede yasayan insanlarin soluk alip vermeleri ya da bitkilerin solunumu olabiliyordu. Kentlerin ve ormanlarin enerjilerini tümüyle absorbe ederek onlari yeryüzünden siliyordu. “

” Bu silah, ona karsi koyacak yollari arayip bulamayan Maldek’lileri çok telaslandirdi. Silahin gücü, nedenli küçük olurlarsa olsunlar, tüm canli hücreleri yok edebiliyordu. Ne kadar büyük olurlarsa olsun, herhangi bir gezegenin yörüngesini degistirebiliyor, antimanyetik bir vorteks meydana getirerek, yörüngedeki dünyalarin çarpismalarina neden olabiliyordu. “

” Bu korkunç silahin yapilmasi, Maldeklileri öylesine endiselendiriyordu ki, Dünya’da olup bitebilecek seyler karsisinda büyük bir sorumluluk duymaya basladilar. Sonunda, dünyaniza gelerek, Atlantislileri bu projelerinden vazgeçirmeye ve baris içinde yasamaya ikna etmeye karar verdiler. Ama, geç kalmislardi. Dünyalilar, bu silahin onlara, gezegenlerarasi bilim adamlari arasinda büyük bir güç ve ayricalik kazandirdiginin farkina varmislardi. Dünyalilarin sürekli karsi koymalari üzerine, Maldekliler, dünyanin dengesini tehlikeye atma pahasina, silahi, kendileri etkisiz hale getirmeye karar verdiler.

Ancak, her seye karsin niyetlerini gerçeklestiremediler. Dünyalilar bu silahi, gece gündüz koruma altinda tuttuklari, devasa bir piramidin içine sakladilar. Bunu gören Maldekliler savas ilan ettiler. Bu savas bir yil kadar sürdü. Bu, esit iki güç arasinda yapilan, zor ve güçlü bir karsilasmaydi. Dünyalilar, gerektiginde silahi kullanmaya karar verdiler. “

” Bütün bu kargasa sürerken, Maldekli bilim adamlari, son bir kez, Atlantislileri bu kararlarindan vazgeçirmeye çalistilar, ama güçlü bir direnisle karsilastilar. Dünyalilar, yeni güçlerinin simgesi olan silahtan vazgeçmeye yanasmiyorlardi. Dogrusu, hiç de sagduyu sahibi degillerdi ; kozmik yasayi hiçe sayiyorlardi ; zaten kendi uygarliklarinin yasalarini da sürekli ihlal ediyorlardi. Hücresel hayati sifirlayan, teknolojiyi tehdit eden, tüm bio-genetik enerjiyi ve günes sisteminin barisini mahvedecek olan bu silahlarini teslim etmeyi ya da etkisiz hale getirmeyi redderek, kardeslerine karsi savasmayi sürdürdüler.

“Savasin siddeti içinde, dünyalilar toprak kaybettiler. Diger günes sistemlerinden gelen ileri uygarliklar da Maldekliler’e yardim ediyorlari. O zaman , Dünyalilar, Maldek gezegeninin manyetik alanini kaybetmesine ve yakinindaki diger gezegenlerle (en yakindaki Mars’ti ) çarpismasina neden olacak sekilde ayarladiklari silahlarini çalistirdilar”

“Yörüngesinden çikan Maldek gezegeni, çok enerji yitirdi. Bu enerji kaybinin farkina varan bilim adamlari, bir gece, Dünyalilar’in bu saldirganligini ve gücünü olusturan silahi yok etmeye karar verdiler. Maldek laboratuvarlarindan yayinlanan güçlü bir isin, o büyük kentin (Atlantis) üzerine düserek, kitayi ikiye böldü. Bu isin, dünyanin büyük bir bölümünün bir uçurum gibi açilmasina neden olmustu ve ayni gece , tüm Atlantis kenti sulara gömüldü.”

” Diger, daha küçük kentler, büyük bir su baskininin (tufanin, Nuh tufanimi acaba?) karalari kaplayacagi konusunda uyarilmislardi; bunlarin bazilari yine Maldek bilim adamlarinin yardimiyla, insanlarin tahliyesiyle ilgili gerekli önlemleri alabildiler.”

“ikiye bölünen büyük kara parçasi parçalandi, yavas yavas sulara gömülen kisimlarinda, birçok masum insan da öldü. Kalan parçalarin biri batiya, biri de doguya dogru savruldu. Dünyanin manyetik kutbu kayboldu. O zamandan beri de olmasi gereken yerde degildir.”

“Dünyaniz yörüngesini degistirdi; bu çatismalardan haberleri dahi olmayan suçsuz uluslar tufanda yok oldular.”

“Bugün bile, karalar hareketlerine devam ediyor ve bu hareketleri, o gece sulara gömülmüs bazi kara parçalarinin yeniden su yüzüne çikmasina neden olacak. Dünyaniz, o zamandan beri sürekli hareket halindedir. “

“Maldek gezegeni ise, bir süre, yörüngesel enerjisini yitirmeye devam etti ; bu süre içinde Maldekliler, kendilerine siginma hakki taniyan gezegenlere göç ettiler. Sonunda Maldek gezegeni , Mars ve Jüpiter ve hatta Dünya’nizla da çarpismasini gerektiren bir yörüngeye girdi. (Sümer anlatisiyla örtüsmüyormu? Ayrintilar için bu sayfalari takip etmeye devam edin.) Yakin gezegenlere, yagmur gibi göktaslari yagdirdi. Bu kozmik toza Satürn halkalarinda hala rastlanabilir… Bu parçalarin digerleri , halen astroid kusagi adini verdiginiz bölgede, bir düzene girmeye çalisiyorlar.”

“Antimadde silahi da, Florida açiklarinda , BiMiNi dediginiz adaciklar arasina rastlayan bölgede , denizin dibine gömülmüs büyük piramidin içinde duruyor.”

Büyük saskinlikla ona baktim. bu öyküye inanip inanmamak konusunda ikircikli kaldigimi anladi. Kendimi asagilanmis hissediyordum. Yavasça sordum:

“Hala okyanusun dibinde mi yani?”

“Evet, profesör” dedi, ” Yildizlararasi topluluk, simdi eskisinden daha çok endiseleniyor. Çünkü, artik zayiflamis olmasina ragmen, eger günes isinlari tarafindan aktive edilirse, dünyanizda manyetik degisikliklere ve molekül bozulmalarina neden olabilir. “

” Bu antimadde silahi, korkunç etkilerini, degisik sekillerde fakat sik sik gösteriyor. Bu da bilim adamlarininz dikkatini , o bölgede olup bitenlere çekiyor. O bölgede, pusulalar, iletisim ve deniz trafigi sik sik aksiyor. Hala, Solar güç tarafindan uyarilip aktive edildigi zaman, yasam enerjisini algiladiginda, enerji vortex(girdap)ini harekete geçiriyor. Ayrica, çevresinde, tepkime ile çalisan herhangi bir alet algiladiginda antimolekül alaninin uyarildigi kesindir. Aslinda bir sesle hareket geçer. Hala, kullanilir durumda ve çok tehlikelidir. Sizin ona erismeniz olanaksiz, çünkü, gücü karsisinda hemen yok olursunuz.”

“Bunca yildan sonra, hala dediginiz kadar öldürücü mü?”

“Aslinda profesör” dedi. , heyecanli bir duyarlilikla, ” onu ele geçirmek isteyen birçok yildiz toplumu var; ancak, dünyaniza gelip, arastirma ve analizler yaparak silahin yerini bulmalari ve onu çikarmalari için gereken izin , üstün varliklar tarafindan onlara verilmiyor. Ne onlar ne de siz, antienerjiyi ve antimaddeyi kontrol altinda tutacak ve onu etkisizlestirecek kadar bilgiye sahipsizin. Bu bilgi sadece gelismis varliklarda var”

“Bunu siz basarabilir misiniz LYA ?”

“Tabii profesör. Unutmayin ki , biz bir bilim ve kesif grubuyuz. Ancak, bu dünyanizi antimadde güçlerine maruz birakir. Biz hayata saygiyi esas aliriz. Sadece maddesel degil, enerjik hayata da. Bizim prensiplerimiz, canli türlerini yasatmaya ve gelistirmeye çalismaktir.”

“Biz bir gün bu silahi kontrol etmeyi basarabilecekmiyiz?”

“Bu kosullar altinda, hayir. Şu andaki bilgileriniz, daha uzayda yolunuzu bulmak için gerekli olan üstuzay prensiplerini bile anlamaya yeterli degil. Bunu için , gemilerinizi yürütmek için çok büyük ölçüde enerjiye gereksinim duyuyorsunuz. Uzayin içerdigi tehlikeleri anlamak için milyonlarca saatlik uzay arastirmalarinda bulunmaniz gerekiyor. Bu yüzden , bu silahi, insanlarinizin korkunç genetik zararlara ugramayacaklari bir biçimde kontrol ederek yüzeye çikaracak yeterli bilgiye henüz sahip degilsiniz. Onu yüzeye çikarirsaniz, yüzlerce kilometre uzaklikta bulunan kentler bir an içinde yok olabilirler ., tarihiniz boyunca böyle olaylara rastlanmistir. Dünya disi gemiler bunu yapabilir ; fakat , enerjinin tahliyesi sirasinda birçok insan ölebilir. Ancak çok ileri bir uygarlik bunu basarabilir. Aksi halde, dünyanizin manyetik alani kuvvetli bir degisime ugrar.

Bugün BiMiNi adasi açiklarinda deniz altinda bulununan tastan yola benzer yapilar ve ünlü Scott Taslari ile ilgili deniz dibi arastirmalari büyük bir heyecanla devam ettiriliyor. ilgili arastirmacilar, bölgenin Atlantis’e ait olabilecegi konusunda ciddi fikirlere sahipler.

Uzaylılar Hakkında Şok İddelar

Uzaylılar gerçek!

Aya giden 6. insan ünvanını elinde bulunduran ünlü astronottan şok itiraf geldi: Uzaylılar gerçek !

24 Temmuz 2008 10:49Apollo 14 uzay aracı ile aya giden ve ayda yürüyen 6. insan olan Dr. Edgar Mitchell, uzaylıların gerçek olduğunu fakat NASA’nın bunu halktan gizlediğini açıkladı. Gazetelere konuşan Mitchell: “Kendi tecrübelerimden ve uzaylılarla temas kuran tanıdıklarımdan bildiğim kadarıyla uzaylılar düşman değil. Eğer olsalardı şimdi burada olamazdık” dedi. Ayın yüzeyinde 9 saat 17 dakika yürüyerek en uzun ay yürüyüşünü yapan insan ünvanını da elinde bulunduran Mitchell, “UFO fenomeni gerçek” diye ekleyerek sözlerini bitirdi. Eski astronotun sözlerine ise NASA’dan jet yalanlama geldi. Açıklama yapan bir NASA yetkilisi, “Dr. Mitchell iyi bir Amerika’lı, fakat onun bu konudaki görüşlerine katılmamız mümkün değil” diye konuştu.(vatan)


BUNUNLA İLGİLİ DAHADA FAZLA BİLGİ BULDUM BUNLARIDA SİZİNLE PAYLAŞMAK İSTERİM.BU BİLGİLER ROSWELL’E DÜŞEN UFOYLA İLGİLİ

Roswell’e Düşen UFO

New Mexico’nun, Roswell bölgesindeki kaza ve sonrasında meydana gelen gelişmeler…

2 Temmuz 1947: Roswell’de yaşayan bir çift, evlerinin yakınında UFO gördüklerini bildiriyorlar. Bölgedeki ilk işaret böylece verilmiş oluyor.

4 Temmuz 1947: Gece saat 23.30′da Roswell yakınlarında bir UFO yere çakılıyor. UFO’dan etrafa yayılan parçalar, William Mac Brazel adlı çiftçinin arazisinde bulunuyor. Aralarında “Fransisken Tarikatı”ndan rahiplerin de bulunduğu çok sayıda tanık, UFO’nun yere düşerken çizdiği rotayı gözlemlediklerini bildiriyorlar.

5 Temmuz 1947: Askeri yetkililer bölgeyi ziyaretçilere kapatıp uzay cismine ve içinde bulunan mürettebata el koyuyorlar. Aynı gün, çiftçi Mac Brazel, arazisinde aynı cisme ait gözden kaçmış kalıntıların da olduğunu fark ediyor.

6 Temmuz 1947: Cisimle ilgili kontrol çalışmaları devam ederken, Mac Brazel bulduğu diğer kalıntıları da alıp Roswell şehrine gidiyor. Bu arada şehir halkı UFO kazası ile ilgili bir şeyler duymuştur.

7 Temmuz 1947: Roswell şehri güvenlik yetkilileri, Mac Brazel’ın getirdiği parçaları teslim alıyorlar.

8 Temmuz 1947: Bir basın mensubu, Mac Brazel’in yetkililere teslim ettiği parçalarla ilgili haberi, gazetesinde yayınlıyor. UFO meselesi henüz askeri bir sır durumunda değildir. Aynı gün askeri yetkililer, gazetede çıkan haberi yalanlıyor ve buluntuların kaza yapan bir UFO’ya değil, sadece bir meteoroloji balonuna ait olduğu iddiasını ortaya atıyorlar.

Sonrasıysa dinlemeye ve tanıklık etmeye alıştığımız türden bir senaryo ile gelişti. Yani diğer UFO olaylarındaki gibi, Amerikan Hükümeti UFO gerçeğini halktan ve basından gizleme kararındaydı. Cesetlerle birlikte UFO’dan geriye kalanlar bir hava üssüne taşındı. Dünya Dışı Varlığı tanımanın ve fizik özelliklerini dünyalılarla kıyaslamanın en basit yolu ise, otopsi yapılmasıydı. Gizli bir şekilde otopsi gerçekleştirildi ve otopsi çalışmaları filme alındı.

Orduda görevli kameraman Jack Barnett yıllar sonra tüm çevreleri ayağa kaldıran otopsiyi filme aldığını açıkladı. 90 dakikadan biraz daha fazla süren bu filmde, belki de dünyanın en büyük sırrı gizliydi… Film yıllar boyunca hükümet tarafından açığa çıkarılmadı. Ancak bazı iddialara göre, Başkan Truman da otopsi salonundaki tanıklardan biriydi…

Günümüze gelindiğinde, filmin dünya insanıyla tanışmasını sağlayan İngiliz gazeteci ve televizyon program yapımcısı Ray Santilli’nin iddialarına göre, kameraman Barnett, filmin bir kopyasını çıkartmayı başarmıştı.

1993 yılında Santilli, büyük şirketler adına çalışan Barnett’i, Elvis Presley hakkında belgesel bir film yapmak amacıyla ziyaret etti. Oysa artık 82 yaşında olan eski kameraman Barnett yıllar önce Amerikan Hava Kuvvetleri’nden çaldığı bu değerli kanıtı daha fazla saklayamayacağım ve bu gerçeğin dünya insanıyla paylaşılması gerektiğini söylüyordu.

Barnett’in ne denli misyoner ruhu taşıdığı bilinmez, bol sıfırlı bir çek karşılığında sattı filmi Santilli’ye… Bundan sonra da dünya basınını ayağa kaldıran uzaylı varlık otopsisi yavaşça dışarıya sızmaya başladı.

Film önce BBC aracılığıyla dünyaya tanıtıldı. Başlangıçta sadece araştırmacılara ve bilim adamlarına ayrıcalık gösterilirken kısa sürede otopsi masasında yatan uzaylı cesedi Avrupa’da ve gezegenimizin diğer bölgelerinde en çok satan dergi kapaklarında görülmeye başlandı. Karşı çıkanlar, destekleyenler, UFO araştırmacıları, doktorlar ve sadece meraklılar bile türlü fikirleri öne sürüyorlardı artık…

Acaba çağdaş dünya insanı ilk defa bu film aracılığıyla mı bir uzaylı varlığın neye benzediğini görme şansını yakalıyordu? Yıllardır beklenen gerçek kanıt ayağımıza gelmişti ve iddialar doğrulanacak gibi görünüyordu…

Oysa ülkelere ve dönemlere yayılmış biçimde, kaçırılmalara, yakın karşılaşmalara tanık olanların bildirdikleri de vardı. Ve bu birinci elden tanıklıklardan uzaylıların beden yapılarıyla ilgili genel bir şablon çıkartmak mümkündü. Ortak noktalar tam 20 maddede sıralanıyordu. Roswell cesedini incelemeden önce herkesçe bilinen uzaylıların neye benzediğini hatırlamakta yarar var:

UZAYLILAR’IN TESPİT EDİLEBİLEN ORTAK FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ

1- Varlıkların boyu genellikle l ila 1.50 m arasında değişiyor. En uzun olanları ise 2 m civarında.

2- Baş, insan görünümü taşısa da bedene kıyasla çok büyük kalıyor.

3- Gözler büyük ve çukura kaçmış, birbirlerinden ayrı, ya da normal insan gözünden çok daha geniş. Uzak doğulu izlenimi verircesine çekik.

4- Kulak benzeri işitme organlarına ya da başın iki yanında yer alabilecek çıkıntılara sahip değiller.

5- Burun göze çarpmayacak kadar belirsiz.

6- Ağız düz bir çizgi veya yarık biçiminde. Yok olan kulaklar gibi işlevini yitiren ağız da beslenme ya da ses yoluyla iletişim, konuşma amacıyla kullanılmıyormuşçasına silikleşmiş.

7- Boyun dikkati çekecek kadar ince.

8- Saçlar… Kimi tanıklara göre uzaylıların saçları yok. Bazı tanıklarsa başın tepe bölgesinde hafifçe renkli bir leke gördüklerini söylüyorlar. Bedenin hiç bir bölgesinde tüye rastlanmıyor.

9- Gövdenin tümü zayıf ve küçük olarak tanımlanıyor. Olayların çoğunda gövde bir tür giysi ya da üniforma ile örtülmüş durumda. Karında göbek deliğine rastlanmıyor.

10- Kollar son derece ince ve uzun. Hatta bazen dizlere kadar iniyor.

11- Eller, dört parmaklı. Baş parmak yok. İki parmak diğerlerinden daha uzun. Bazı gözlemciler tırnaklardan söz ederken, başkaları tırnak görmediklerini belirtiyorlar.

12- El ve ayaklan tanımlayacak genel özellikler yok.

13- Cilt rengi tanıkların gözlemlerine göre bej, güneş yanığı, kahverengi ya da gri pembe olarak değişebiliyor. Bazı gözlemlerde ise; loş ışıklar altında maviye kaçan gri ten renginden söz ediliyor.

14- Uzaylıların diş yapısı hakkında hiç bir şey bilinmiyor.

15- Üreme organları ise hala sır niteliğinde. Bazı tanıklar, ne kadın ne de erkek üreme organına sahip olmadıklarını söylüyor. Klonlama ya da dünyada henüz bilinmeyen farklı yöntemlerle üredikleri düşünülebilir.

16- Kimi olaylarda dünya dışı varlıklar sanki aynı kalıptan yapılmışçasına birbirinin eşi, benzer görüntüler ve biyolojik özellikler taşıyorlar.

17- Beyin kapasiteleri bilinmiyor.

18- Kan… Bedenlerinde bir sıvı var ama bildiğimiz kana benzemiyor.

19- Beslenme… Katı ve sıvı besin ürünlerini tanımıyorlar. Ele geçen UFOların hiç birinde gıda maddesine rastlanmadı. Sindirim sistemi ve rektal bölgeye sahip değiller.

20- Söz konusu özellikler taşıyan dünya dışı varlıklara genelde insansı ya da hümonoid adı veriliyor. Ancak hangi güneş sisteminden geldikleri hala bilinmiyor. Bizim güneş sistemimizin farklı bir bölgesine ait olup olmadıkları hakkında da bilgimiz yok.

Evet, bu genel bilgilerden sonra Roswell otopsisi hakkında bazı yorumlarda bulunmak mümkün. Basına yansıyan “Otopsi Filmi” gerçek miydi?

Ayrıntılarını seçmekte zorlandığımız ameliyat salonunun orta yerinde, otopsi masasında yatan cesedin boyu 1.40 civarında. Baş normal insan başının neredeyse iki katı kadar gelişmiş. Gözler tıpkı bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz uzaylılarınki gibi kocaman, parlak ve siyah.

Ne başta, ne de bedenin diğer bölümlerinde tek bir tüye bile rastlanmıyor. Buna kaşlar ve kirpikler de dahil. El ve ayak parmaklarının sayısı ise altı. Karın hamile izlenimini verircesine şiş, oysa yapılan araştırmada varlığın içinde gelişmekte olan bir canlıya da rastlanmıyor. Dahası uzaylının cinsiyetini kestirmek de mümkün değil. Erkek ya da dişi olduğunu gösterir üreme organları bulunmuyor çünkü.

Buraya kadar Roswell yaratığının dış görüntüsü 20 maddelik listeyle kıyaslandığında benzer özellikler taşıyor… Ancak sıklıkla vurgulanan zayıf uzaylılar kavramından uzak olduğunu görüyoruz. Çünkü Roswell varlığı oldukça kilolu, yağlı, hatta gelişmiş kasları olan bir bedene sahip. Boyu tanıklıklarda söylendiği gibi kısa, ama bu kadar kısa boyda gelişmiş kas yapısı inandırıcı olamıyor…

Sonra izole edici beyaz giysilere bürünmüş doktorlar, alışılmış bir beceriyle cesedi parçalamaya başlıyorlar. Bisturi (görebildiğimiz kadarıyla) önce göğüs ve karın boşluğunu iki yana açıyor… Bedenden dışarı çıkartılan organlar, siyah beyaz ve titrek kamerayla çekilmiş, filmde dikkatimizi dağıtıyor.

Gerçek mi, yoksa dünyayla alay etmek amacıyla hazırlanmış bir kurgu mu karar veremiyorsunuz. Biraz daha dikkatle bakınca ya da göz ilk sahnelerin heyecanını atınca, bu ölü uzaylının pek de o kadar uzaylı olamayacağını düşünmeye başlıyorsunuz. Ekrandaki görüntü, bir uzaylının bedeninden çok, bir mankene benzemeye başlıyor…

Otopsi uzmanları ve işi iyi bilen patologlar filmi tekrar tekrar incelediklerinde filmin düzmece olma ihtimali üzerinde duruyorlar. Onlara göre dünya dışı bir varlık, iç organları ele alınmadan önce dış yapısıyla incelenmeli. Oysa otopside varlık incelenmiyor, adeta parçalanıyor. Doktorlar sanki cesedi önceden çok iyi tanıyorlarmış gibi hareket edip bedeni açmaya başlıyorlar.

Roswell Otopsisi’nden bir görüntü

Başın büyüklüğüne göre ise kafatasından çıkartılan beyin çok küçük kalıyor. Bu durumda beyinin de uygun büyüklükte olması gerekir. Bu otopsi gerçek patologlar tarafından değil, cerrahlar tarafından yapılmış. Oysa Amerikan Hava Kuvvetleri USAF’ın dünyayı sarsacak bu olay için en iyi patologları çağırması gerekirdi. Neden sıradan cerrahlarla yetindiği düşündürücü.

Otopsi şartları da inandırıcı olamıyor. Çünkü gerçek bir ölüm sonrası incelemede varlığın ağzı açılıp bakılmalıydı, bu yapılmıyor. Ölü olduğu kabul edilen varlığın her iki eli de aynı biçimde duruyor ve parmaklan yukarı doğru açılmış. Böyle bir rastlantı kabul edilemez, ölüm sonrasında eller birbirinin kopyasıymış gibi görüntü alamaz.

Evet… Film sayısız uzman tarafından incelendi. Bu arada Kodak firmasıyla bağlantı kuruldu ve Kodak söz konusu filmin 1927, 1947 ya da 1967 yıllarından birinde üretilmiş olduğu raporunu verdi. En azından uydurma da olsa, sahneler demek ki geçmişte üretilmiş bir filme alınmıştı.

Dünya basını uzaysal otopsi tartışmaları yaparken, bu garip senaryoya, ünlü yönetmen Steven Spielberg ve 1947 kazasıyla ilgili çekeceği yeni filmi de girdi. Spielberg, Hollywood yönetmenlerinin belki de en Ufolojik olanıydı… “Üçüncü Türden Yakın Karşılaşmalar” ve “E.T.” gibi unutulmaz başyapıtlarına, bir sonuncusunu ekleyerek unutulmaz bir üçleme yapmak istiyordu.

Büyük olasılıkla çekeceği son filmin adı da, “Majestic” ya da “Proje X” olacaktı. “Majestic 12″, o yıllarda Başkan Truman’ın UFO olaylarını araştırmak amacıyla kurduğu örgütün adıydı. Bilim ve sanat çevreleri, Spielberg’in yeni filminde gerçek belgesel görüntülerle kendi çekeceği sahneleri birarada kullanacağını konuşur olmuştu… Acaba bu görüntüler Spielberg’in yeni filmi için özenle çekip dikkatle saklayamadığı sahnelerden mi ibaretti?…

Tüm bu sorular UFO çevrelerini kuşkuya düşürürken, yapımcı Ray Santilli’nin temsilcisi Chris Carey ismi kulağa gelmeye başladı. Chris Carey özellikle bilim kurgu filmlerinde kullanılan uzayla ilgili tüm nesnelerin ve uzaylı varlıkların kopyalarını üretmekteki başarısıyla tanınan bir uzmandı. Lasteksten yapılan figürler, usta ışıkçılar ve özel efektler sayesinde inanılmaz derecede gerçek görüntüsünü verebiliyordu…

Olaylar gittikçe dağılırken, parçalanan uzaylı cesedinin ne olduğu ise, gizemini koruyordu… Adli tabipler incelemelerini ancak televizyon ekranından yapabildiler. Ve sonuç bugün bile şüpheli… Bir gurup araştırmacı uzaylı varlığın gerçekliğini savunurken, geri kalanlarsa Amerikan Hükümeti’nin UFO gerçeğini küçültmek, alaya almak ve UFO araştırmacılarını halkın gözünde değersiz kılmak amacıyla bu sahteciliğe girdiklerini iddia ediyorlar.

Amerikan Hava Kuvvetleri 1947 kazasını önce kabullendi, daha sonra ise ellerindeki parçaların bir meteoroloji balonuna ait olduğunu ileri sürdü. Bu ani karar değişikliği huzursuzluk vericiydi. Kaza sonucu parçalanan uzay cismine UFO ya da Uçandaire adı verilse de, Roswell olayında parçalanan cisim üçgen biçimindeydi, yani tıpkı Kenneth Arnold’un gözleminde karşılaştığı üçgen biçimli uçan cisimler filosu gibi. Kimi tanıklarsa, parçalanan UFO’dan çıkan varlıkların yaşadıklarını söylediler…

Siyah beyaz görüntülerinden tanıdığımız ölü uzaylı büyük bir ihtimalle lasteks bebek olabilir. Ama yine de, bir varlığın kopyasını yapabilmek için, mutlaka gerçeğine bakılması gerektiği unutulmamalıdır… Model olmadan kopyası çıkartılamaz… Bu konuyu tek bir cümleyle, belki de en güzel şöyle toparlayabiliriz: Olay gerçek, ancak ekranlara yansıyan görüntüler sahte…

Cin’ler Hakkında Bilgiler…

Cin’ler Hakkında Bilgiler…

Cin’ler Hakkında Bilgiler…

Karabasan, peri, ruh, hortlaktan… uzaylılar, reenkarnasyona uzanan, farkında olmasak ta, var olan ve bizlerle, gerek iyilik ve daha çokta ( kafir cinlerce) gerek kötülük yapmak amacıyla hayatımıza giren cinler, Allah’ın Kur’an-da bizlere bildirdiğine göre dumansız alevden ( akıllı – enerji alanı, ışınlardan yaratılmış (55-15), maddenin içine nüfuz edebilme, içine girebilme özelliğine sahip (15-27) insanlar yaratılmadan önce uzayda var olan ve yaşayan, tıpkı insanlar gibi Allah’a ibadetle emrolunmuş (51-56) akıllı, iradeli, kadın, erkek, çocukları olan, belli bir ömürleri, olan en büyük eğlenceleri, insanların zayıf noktalarından istifade edip, onları kendilerine tabii kılabilmek olan, eskiden koyun, keçi, kedi… şeklinde insanlara görünürken, bilimin kutsal bir tanrı kabul edildiği günümüzde, uzaylı, uçan daire… şekillerinde insanlarla irtibata giren, reenkarnasyon- tenasuh- ruh göçü gibi sahte dirilme oyunları ile insanları kandıran, büyülerde kullanılan… yaratıklar olan cinler, insanların zıttı olma ( hayvanın zıttı bitki, insanın zıttı cindir.) özelliğine sahip mahluklardır.

CİNLERİN VARLIĞININ İSPATI

Enerji aslında bir maddedir, madde de enerji. Aralarındaki fark gelip geçicidir. Çeşitli şartlarda madde enerjiye, enerjide maddeye dönüşebilir. Eğer madde, ışık hızıyla seyretmeye başlarsa, o madde ışına, enerjiye dönüşür. Tersi, eğer enerji yoğunlaşır, katılaşırsa ona “madde” deriz. Mesela bir taşkömürünü yakarsak, o değişime uğrar ve ortaya ısı, ışık (enerji) ve küller çıkar. Yani madde enerjiye dönüşebilir… Bilim adamları şu an enerjiyi yoğunlaştırıp, onu madde haline getirmeye çalışmaktadırlar.

İşte cinler belli dualarla, bu işleri yapabilmektedirler. Yani akıllı ışınlardan oluşan yapılarını Allah’ın izniyle, belli dualarla yoğunlaştırıp görünür hale gelebilmek-tedirler.

Kuantum (Quantum) fizik teorisine göre cisimler etrafa enerji yayarlar. Fakat yayılan bu enerji akarsu gibi devamlı değil, kesik kesik dalgalar halindedir. Bu dalgalar halinde yayılan enerji parçalarına kuantum denir.

Özetle madde aslında enerjinin yoğunlaşmış ( enerjide maddenin yayılmış ) halidir. Maddeyi meydana getiren bu enerjide dalgalar halinde bulunduğuna göre dalgaların meydana getirdiği bir alemde (ses, ışın, … dalgaları) yaşıyoruz demekten başka çare kalmaz.

Her madde dalgalar halinde yayılan enerjinin yoğunlaşmış halidir, diye özetlenebilecek bu teorileri temel aldığımızda, vücudundan geçen röntgen ışınların-dan habersiz olan insanın, yapısı bu dalgalardan meydana geldiği açıklanan yaratılmışları ( cinleri ) nasıl inkar edemayaceği ortaya çıkar,

Cinler vardır. Peki (aynı dinden olduğumuz Müslüman cinleri bir kenara bırakacak olursak ) Hıristiyan – ateist … cinlerden nasıl korunabiliriz ?

Görülmeyen ışınlardan oluşan, maddeye nüfuz edebilen bu kafir cinlerden yine görülmeyen ama etkili bir kalkan oluşturan belli dualarla ( onları okurken oluşan ses-zihin dalgalarının oluşturacağı kalkanla) korunabiliriz. Bu dualar :

Euzü besmele ile ,

1- Muminun 97-98 : Rabbi euzu bike min hemezatiş şeyatini ve euzü bike en yahdurun.

2- Nas – Felak sureleri

3- Ayet’el – Kursi suresi

4- Abdestli dolaşmak

Her hastalığın ilacı ayrı ayrıdır… Kafir cin musallatına karşıda ilaç yukarıdaki dualardır. Özellikle uykuda (karabasan), ruh çağırma, tenasüh (!) olaylarında …

CİNLERİN YAŞLARI

Hız arttıkça zaman yavaşlar… hız belirli bir noktaya ulaştığı zaman ise zaman durur. Bir örnek verelim :

Bir taşıt uzaya yolculuk yapmaktadır. Hızını, ışık hızının 20 000’de biri kadar kabul edelim. Bu taşıt içindeki insan bir yıl süreyle dünyadan uzaklaşıyor. Bir sene sonra bu araç geriye dönüp dünyaya yöneliyor. Dünyaya döndüğünde kendisi için gidiş bir dönüş bir toplum iki sene geçer. Fakat dünyadaki insanlar için tam iki asır geçmiş dünya üzerinde üç nesil değişmiştir.

İşte bunun gibi yapıları gereği madde ile kayıtlı olmadıkları için daima yüksek hız içinde yaşayabilen cinler, normalde 70 sene civarı ömürleri varken dünyadaki insanlarla kıyaslandığında 700 – 1000 sene yaşayabilmektedirler.

CİNLERİN YAŞAMLARI

Cinlerde, insan gibi kadın erkek iki cinsten oluşur. İnsanlar gibi evlenirler. Yer, içer, çocuk sahibi olur savaşırlar. Ben dine inananı, inanmayanı… vardır. Yaşarlar ve ölürler. Hortlak, hayalet, ruh çağırma, uzaylı, peri. Uçan daire, tenasüh… gibi adlandırılan tüm görüntüler aslında cindir. Fakat batılılar, cinleri bilmedikleri, değiştirilmiş İncil’de, günümüz Hıristiyanlığında cin konusu ve onların özelliklerinden bahsedilmediği için cinlerin göründüğü her surete batılılar ayrı bir isim (uzaylı, uçan daire, ruh, peri, hayalet….) vermektedirler. Halbuki bizler, cinleri bize tanıtılan yüce Rabbimize hamd olsun ki onların bu oyunlarına gelmiyor ve onları asıl hüviyetleri ve adları ile tanıyabiliyoruz.

CİNLER İNSANLARI NASIL ALDATIR

Cinler hipnotizma ve trans esnasında, büyü için kullanıldıklarında, ruh(cin) çağırma seanslarında, uzaylı kılığında insanla temasa geçtiklerinde… insanlara musallat olabilirler. Bedenimizi beyin vasıtasıyla yöneten ruhu, bedeni veya bir rahatsızlık esnasında ( loğusalık anında, çok sinirli, öfkeli olduğumuz, aşırı duyarlı, hissi olduğumuz anlarda, geceleri aşırı çıplak olduğumuz anlarda …),beynin yönetiminden uzaklaştırıp vücudun yönetim merkezini ( beyni ) ele geçirmesi ile cin çarpması, cinin musallat olması gibi olaylar gerçekleşir. Cinler insanları birkaç şekilde aldatabilir :

1- Müslümanı ( cahil, bilgisiz olanları) , İslami gayeler görüntüsü altında , o kişinin İslam’a olan yakınlığını istismar ederek kandırır.

Cinler cahil Müslümanlarla falanca evliya, melek… zamanla da tanrı olarak irtibat kurarlar. O Müslüman’a yakın gelecek hakkında yalan-yanlış bilgiler getirir, olağanüstü rüyalar gösterir, bazı zor anlarda ona yardım ederler. Çevresindeki insanların rüyalarına girer ve o saf Müslüman’ın kendini veli, olağanüstü bir kişi zannetmesine sebep olurlar. Hastaları tedavi ettirir, felçlileri yürütmeye başlatırlar. Böylece o cahil Müslümanın çevresine insanlar toplamaya başlanır. Cahil insan zamanla kendini gerçekten veli, olgun bir mürşit sayar ve bu sayede bir cin bir insan vasıtasıyla binlerce insana hükmeder. Türkiye’de İskender Erol Evrenesoğlu, Zühre Ana, Pakistan’da kadıyaniliğin kurucusu Mirza Gulam Ahmed Kadıyani… gibi.

Cinler böyle durumlarda önce dini emirleri insanlara uygulatır. Namaz, sadaka … gibi. Sonra asıl isteklerini, gayri İslami emirlerini Müslümanlara uygulatır. İtikatları bozulan Müslümanların tenasühe inanmaları, kendini veli zanneden saf müslümanın mesih, mehdi… zamanla tanrı olduğunun çevresindeki insanlara tanıtılması gibi inançlar yaygınlaştırılır.

2- Müslüman olmayanları hümanist, insancıl gayelerle kandırır cinler.

Ruh çağırma, transla ruhlarla irtibata girme esnasında görülen cinler, kendilerini başkalarının ruhu, uzaylı, tanrı … gibi göstererek insanları kandırırlar.

Ruh Çağırma : Örnekle açıklayalım: Tom farkında olmadan bir cinle yıllar geçirir. Sonra Tom ( çoğun-lukla intihar ederek , öldürülerek… ) vefat eder. Cin uzaya çıkar, dünyadan uzaklaşır. Aradan 200-500 sene geçer. Tomun torunlardan Nike, dedesinin ruhu (!) ile irtibata girmek için bir ruh çağırma seansı düzenlerler. Seans esnasında transa geçen toplulukla uzaydaki cin arasında zihinsel bir irtibat kurulur (telepati ) . Çin çağrıyı alır dünyaya döner ve kendisi için 10- 20 sene, dünyadakiler için geçen yüzyıllar öncesini anlatmaya başlar. Hem de en ince detaylarına dek… Seanstakiler, gelenin Tomun ruhu olduğuna kesin inanmışlardır. Cin’de kendini dinleyecek cahil bir grup bulmuştur. Oyun böylece başlar…

Tenasüh: Daniel evini farkında olmadan bir cinle paylaşır. Zamanla Daniel anormal bir şekilde, intihar, cinayet… ile ölür. Cin o anda dünyanın herhangi bir tarafında yeni doğmuş bir bebeğe musallat olur. Duasız abdetsiz bir ortamda çocuğun irade,beynini kolaylıkla ele geçirir cin. Çocuk biraz büyüyüp konuşmaya başlayınca kendi içine Daniel’in ruhunun girdiğini söylemeye başlar. Görmediği ev, kişi hakkında çok gizli, sır gibi bilgileri ailesine anlatır ve bu bilgiler doğrudur da… Konuşan çocuktur fakat konuşturan cindir. Bilgileri çocuk konuşur ama cin anlattırır.

Dışarıdan bakınca , mantıklı bir sonuç çıkarabilmek için çocuğun içine Daniel’in ruhunun girdiğini kabul etmekten başka çare yoktur. Halbuki çocuğun içine giren cindir ve tenasüh diye de bir şey yoktur.

Uzaylılar : Eskiden görülen perili ev, konuşan hayvanlara… inanmayan, onları gördüğünü söyleyen her insanla alay edenleri aldatıp, kendilerine tabi kılıp, bu şekilde kendilerine inanmayanlarla eğlenip alay etmek isteyen cinler uçan daire, uzaylı kılığında çevrelerine görünürler.

Halbuki köyde hayvan, şehir de uzaylı gibi görülen her iki şekil aslında aynıdır, cindir.

Uzaylılar kılığında görülen cinler, görünür hale geldiklerinde genellikle büyük, patlak gözlü, boyları küçük kolları uzun… şekil de görünürler.

Büyü : Büyünün özü, kökü cinlere dayanır. Bir kelime grubunun belli sayıda, yan yana okunması ile meydana gelir .

İnsan beyninin devamlı ürettiği elektromagnetik dalgalar belli kelimelerin tekrarı ile adeta bir şifreyi oluştururlar. Bu şifre belli cinleri harekete geçirir ve o şifreyi açan kişinin isteklerini yapmak durumunda kalır…

Büyü vardır fakat dinimizce haram kılınmıştır.

Özetle cinler ( camdan geçen güneş ışınları gibi…) maddeye nüfuz edebilme özelliklerine sahiptirler. Fakat her halükarda insanlar cinlerden üstündür. Gerek zeka, gerek ( dua okuyarak cinlere) tesir etme yönünden . Yeter ki cinlerden çekinmeyelim korkmayalım.

Korkulacak tek varlık, Yüce yaratıcı, Ahiret gününün sahibi olan Allah’tır. Zaten Allah’tan, sadece Allah’tan korkana ne cin , nede insan tesir etmez , onu korkuta-maz. Çünkü o insanın vekili, koruyucusu her şeyin üstünde. Rab, İlâh, Malik, hafız … olan Allah’ü Teala olur.

NOT :HZ. RESUL ,”MİKROPLARI” BİLİYOR İDİ !.BİR HADİS-İ ŞERİF’LERİNDE :” TEZEK VE KEMİKLERLE TEMİZLENMEYİN, ÇÜNKÜ ONLAR CİNLERİN AZIĞIDIR.” (TİRMİZİ:14/18) BUYURMUŞLARDIR.BİLİNDİĞİ GİBİ HAYVAN TEZEKLERİ VE KEMİKLER MİKROORGANİZMALARIN ,MİKROPLARIN ÜREYİP ÇOĞALDIĞI YERLERDİR . HZ. RESUL İNSANLARA SAKINMALARI GEREKEN MİKROPLARI , O DÖNEMDEKİ İNSANLARIN SAKINDIĞI DİĞER BİR ŞEY İLE ;CİNLERLE AÇIKLAMIŞ VE İNSANLARI MİKROPLARDAN UZAKLAŞTIRMAYI AMAÇLAMIŞTIR.DİĞER BİR HADİSTE ” ÇÖPLERİN CİNLERİN TOPLANTI YERİ OLDUĞU BİLDİRİLMİŞTİR…ÇÖPLERDE BOL MİKTARDA NE OLDUĞUNU BELİRTMEYE GEREK YOK HERHALDE…!YİNE HZ. RESUL :” TIRNAKLARIN UZATILMAMASI GEREKTİĞİNİ ,YOKSA İÇLERİNE CİN GİRECEĞİNİ ” BELİRTİR…BAKIMI ZOR UZUN TIRNAKLARIN İÇLERİNE NE GİRECEĞİ MALUMDUR.

HZ. RESUL , ZATEN DEVAMLI KAFİRLERCE ELEŞTİRİLEN ” YALANCI, CİNLENMİŞ…” İFTİRALARINA MARUZ KALMIŞ BİRİ İDİ.BİR DE GÖRÜNMEYEN , HASTALIK SEBEBİ KÜÇÜK CANLILARDAN BAHSETSE – MEKKE’Lİ MÜŞRİKLER CİN’E İNANIYORLARDI – İFTİRALARIN DOZU İYİCE ARTACAKTI.HZ. RESUL’DE BİLİNEN BİR DİĞER KAVRAM – CİN – İLE İNSANLARI MİKROPLARDAN SAKINDIRMAYA ÇALIŞMIŞ VE BAZI HADİSLERİNDE CİN KELİMESİNİ MECAZİ ANLAMDA, MİKROP ANLAMINDA KULLANMIŞTIR!

Allah Kur’an’ı kerimde Cin süresini anlatmış insanlara onu okumakdada fayda var…

Mekke’de nâzil olmuştur: 28 (yirmisekiz) âyettir. Cinlerin Kur’an dinleyip hidayete geldikleri anlatıldığından, sûre bu ismi almıştır. Hz. Peygamber, amcası Ebu Talip ve eşi Hz. Hatice’yi kaybettikten sonra Tâif’e gitmiş, orada çirkin davranışlarla karşılaşmıştı. Bu sıralarda Kureyş müşrikleri de müslümanlara karşı düşmanlıklarını iyice arttırmış bulunuyorlardı. işte Tâif dönüşünde nâzil olarak Resûl-i Ekrem’e teselli veren bu sûre, yalnız insanların değil, cinlerin de Kur’an’a tâbi olduklarını bildiriyor, İslâm’ın muzafferiyetini müjdeliyordu.

1- Deki: Hakikat bir takım cinnin Kur’ân dinleyip de şöyle dedikleri bana vahyedildi. Şüphesiz biz, hayret verici bir Kur’ân dinledik.

2- O Kur’ân hidayete erdiriyor, biz de ona iman ettik. Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.

3- Doğrusu, Rabbimizin şanı çok yüksektir. Ne bir arkadaş edinmiştir, ne de bir çocuk.

4- Meğer bizim beyinsiz (İblis), Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş.

5- Doğrusu biz insanları ve cinleri Allah’a karşı asla yalan söylemez sanmışız.

6- Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklıklarını artırırlardı.

7- Doğrusu onlar sizin zannettiğiniz gibi, zannetmişlerdi ki, Allah asla kimseyi Peygamber göndermeyecek.

8- (Cinler, dediler ki): “Biz göğe dokunduk, onu kuvvetli bekçiler ve alevlerle dolu bulduk.”

9- “Doğrusu biz göğün bazı mevkilerinde dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinleyecek olursa kendini gözetleyen parlak bir alev buluyor.”

10- “Doğrusu biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murat edildi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?”

11- Doğrusu bizler; bizden iyi olanlar da var, olmayanlar da var. Biz çeşitli yollara ayrılmışız.

12- “Doğrusu biz anladık ki, Allah’ı yerde acze düşürmemize imkân yok. Kaçmakla da O’nu asla âciz bırakamayacağız.”

13- “Doğrusu biz o hidayet rehberini dinlediğimizde ona iman ettik. Kim Rabbine inanırsa, ne hakkının eksik verilmesinden korkar, ne de kendisine kötülük edilmesinden.”

14- “Ve biz, bizlerden müslümanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Müslüman olanlar, işte onlar doğru yolu arayanlardır.”

15- Ama yoldan çıkanlar, işte onlar cehenneme odun olmuşlardır.

16. Onlar gerçekten o yol üzere dosdoğru gitselerdi, elbette kendilerine bol bir su verirdik.

17- Ki onları onunla sınayalım. Kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe yükselen bir azaba sokar.

18- Mescitler kuşkusuz Allah’ındır. O halde Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın.

19- Allah’ın kulu (Hz. Peygamber) kalkmış O’na dua ederken, neredeyse (cinler) onun etrafında keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi.

20- De ki: “Ben ancak Rabbime dua eder ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmam”

21- De ki, “Haberiniz olsun, ben size kendiliğimden ne bir zarar verebilirim, ne de bir yol gösterebilirim.”

22- De ki, “Allah’tan beni kimse kurtaramaz ve ben O’ndan başka bir sığınacak bulamam.”

23- “Benim yapabileceğim, sadece Allah’tan size duyuru yapmak ve O’nun elçilik görevlerini yerine getirmektir.” Artık kim Allah’a ve onun elçisine baş kaldırırsa, ona içinde ebedi kalacakları cehennem ateşi vardır.

24- Kendilerine vaad edilen şeyi gördükleri zaman, kimin yardımcısının en zayıf ve en az olduğunu bileceklerdir.

25- De ki: “Ben bilmem, o size vaad edilen şey yakın mı, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koyar..”

26- O bütün gaybı bilir. Fakat gaybını hiç kimseye açmaz.

27- Ancak seçtiği elçiye açar. Çünkü onun önünden ve ardından gözetleyiciler salar.

28-Bilsin diye ki, onlar Rablerinin elçiliklerini yerine getirmişlerdir. Allah onlarda bulunan her şeyi kuşatmış ve her şeyi bir bir saymıştır.

Uzay Hakkında Bilgi

A. UZAY
Bütün sınırlı genişlikleri içine alan sınırsız boşluğa uzay denir. Uzayın büyük bir kısmında hiçbir şey yoktur: Ne gaz, ne sıvı, ne katı; ne de herhangi bir atom veya molekül. Uzaya çıktığımızda dünyanın koruyucu atmosferinin dışına çıkmış oluruz. Uzay, yaşamı sürdürmenin çok zor olduğu bir yerdir.

1. UZAYA İLK ADIM (AY’IN FETHİ)
1968′de Ay’ın fethine doğru yeni bir aşama gösterildi. 15 Eylülde fırlatılan SSCB uzay aracı Zond-5, ilk Yer-Ay-Yer gidiş gelişini gerçekleştirirken, ABD’nin de Apollo tasarısına başlanmıştır. Temmuz 1969′da Apollo-9 içinde Armstrong, Aldrin ve Collins ile uzaya fırlatıldı. 21 Temmuz’da Türkiye saati ile 04.56′da Neil Armstrong, Ay üstüne ayak basan ilk insan oldu. Onu hemen Edwin Aldrin izledi. Bunlardan sonra Apollo-11, Apollo-12 ve Apollo-13 uçuşları gerçekleştirildi.
Apollo-13′ün yolculuğu sırasında (Nisan 1970) pilotların büyük bir kaza atlatmalarına karşın, uzay yarışında ABD üstün görünüyordu. Bununla birlikte NASA bir süre için Ay programını durdurdu. SSCB ise 1970 sonunda Ay üstüne ilk otomatik yumuşak iniş gerçekleştirdi. SSCB’in fırlattığı Luna 16-20 Eylül 1970′te Bolluk denizine indi. Luna-17 Ay üstüne bir ay aracı olan Lunakod’u bıraktı. Bu araç 3600 m.lik bir taramadan sonra Ocak 1971′de Luna-17′ye geri döndü.

2. GÜNEŞ SİSTEMİ VE DİĞER GEZEGENLER
a) Güneş sistemi
Güneş sistemi yaşama, 4,6 milyar yıl önce, içinde kayaç ve buz parçacıkları bulunan büyük bir gaz bulutu kütlesi olarak başlamıştır. Bulut kendi çekim gücü nedeniyle sıkıştığında güneş oluşmuş, tanecikler de bir araya gelerek gezegenleri ortaya çıkarmıştır.
Güneşin iç bölümünde nükleer füzyonla hidrojen helyuma dönüşür ve bu dönüşüm sonucu açığa çıkan enerji, önce ışık yuvarına, oradan da uzaya gider.
b) Merkür
Güneşe en yakın gezegen Merkür’dür. Ortalama 57,9 milyon km. olan Merkür-Güneş uzaklığı astronomideki diğer uzaklıklara kıyasla gerçekten çok küçüktür.
Güneşe çok yakın olduğundan, gündüz vakti M…

Uzaylılar Gerçekten Varmı?

Herkes hayatta en az birkez yıldızlı gözkyüzüne bakıp acaba bizden başkası var mı diye merak etmiştir. Ve hemen hemen herkez gökyüzünde biran için ufo gördüğünü sanmıştır. Ya bir yıldızı ya da bir gezegeni benzetmiştir.
Peki gerçekten varlar mı? Görüntüler, resimler, tanıklar… Uzaylılara ve ufolara inanan insanların sayısı hiçte az değil.
Büyük merak… Acaba bu evrende yalnız mıyız?

Uzaylılar Hakkında Genel Bilgi

Araştırmacıların çalışmaları henüz bitmemiş olmakla beraber, genel mahiyette de olsa, uzaydan gelenlerin hiç değilse dış görünüşleri hakkında genel bir sınıflama yapacak kadar elde bilgi toplamış bulunuyoruz. Bu bölümde tamamen gözleme dayalı istatistiklerden çıkarılmış bir sınıflamayı sizlere nakletmeye çalışacağız.

Uzaydan gelenler insan, robot, hayvan yada herhangi bir gözlem-diski olsun; olaylarda hiçbir gelişigüzellik , rasgelelik bulunmamaktadır. Tam tersine uçan daire olayları, göründüğü ve anlayabildiğimiz kadarıyla bile, büyük bir şuurluluk arz etmektedir. Uzaydan gelenlerin, henüz tam olarak anlayamıyor olsak bile , tüm dünya insanlarını ilgilendiren bir amaca göre hareket ettikleri anlaşılmaktadır. Uçan daire olaylarını yöneten sistemin yada sistemlerin Dünya teknolojisinden çok ileri bir teknolojide bulundukları hususu da bu istatistiklerden anlaşılmaktadır.

Her canlının bulunduğu ortama uyması evrensel bir yasa. Dünyadaki canlılar dünya kurulalı beri fizik küfre olarak geçirdiği değişikliklere uymak üzere birçok farklılık göstermiştir. Bu değişimler, devamlı olarak değişmekte olan fizik ve ruhsal etkilere paralel olarak sürüp gitmektedir. Bunun tabii sonucu olarak, elbette ki bizimkinden çok daha değişik fizik ve ruhsal etkiler taşıyan maddesel ortamlarda çok değişik canlı tipleri bulunacaktır. Ama tuhaf olan şudur ki, belirli bir prototip (baş-gövde-kollar-bacaklar olmak üzere ) adeta, hiç değilse bizimkinden çok farklı olmayan maddesel ortamlarda muhafaza edilmiş. Hatta bu evrensel şekle robotlarda bile sadık kalınmıştır. Hatta uzaydan gelen robotlar o kadar gelişmiş görünmektedir ki, bunların hem dış görünüş hem de davranışlar bakımından şuurlu bir varlıktan ayırmak çok zordur. Bundan başka tamamen bizim gibi et ve kemikten yapıldığı belli olan varlıkların robot gibi hareket ettikleri de gözlemlerde geçmektedir.

Etiketler:uzaylılar hakkında bilgi uzaylılar hakkında bilgiler uzaylilar hakkinda bilgiler uzaylılar hakkında bilinmeyenler uzaylılar hakkında bılgı uzaylilar hakkinda bilgi site:webhatti.com uzaylilar hakkinda bilgiler uzaylılar hakkında son bilgiler webhatti.com uzaylılar hakkında bilgi uzaylilar hakkinda video görüntülü genis bilgi uzaylılar ile ilgili geniş bilgi uzylılar hakkında bilgi uzaylılar hakındaki enyeni gerçek bilgiler lya uzaylı kadın uzaylılar hakkında video inanilmaz bilgiler Uzaylılar hakkında detaylı bilgi meksikali uzayli guzel profesör hernandes Gezegenler hakkinda inanilmaz bilgiler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir